Kuranı Kerimi anlamak, ona göre yaşayabilmek, işte bütün mesele bu. Mü’minûn suresi 115. âyet Mustafa İslamoğlu meali: Şimdi Bizim sizi boş yere ve amaçsız yarattığımız; dahası (hesap vermek için) Bize döndürülmeyeceğinizi sanıyorsunuz, öyle mi? 115. Kim de hidayet kendisine apaçık belli olduktan sonra Resûl’e muhalefet eder ve müminlerin yolunun dışında bir yola uyarsa, (batıl yolu ona süslü göstererek) onu yöneldiği yola havale eder ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir dönüş yeridir orası! (4/Nisâ, 115) 114. Ayet 116. Mü'min Suresi 15. Ayetinin Meali (Anlamı): Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, o büyük buluşma gününün dehşeti ile korkutmak üzere kendi emrinden olan vahyi kullarından dilediğine indirir. Mü'min Suresi 15. Ayetinin Tefsiri: Kâinat Allah’ın birliğini ve kudretini gösteren âyetlerle, işaret ve delillerle doludur. wEaJQ. ❬ Önceki Sonraki ❭ وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا Ve men yuşâkıkır resûle min ba’di mâ tebeyyene lehul hudâ ve yettebi’ gayre sebîlil mu’minîne nuvellıhî mâ tevellâ ve nuslihî cehennemcehenneme ve sâet masîrâmasîran. Kim, kendisine hidayet doğru yol besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir. Diyanet İşleri Başkanlığı Kim, kendisine hidayet doğru yol besbelli olduktan sonra peygambere karşı çıkar, mü’minlerin yolundan başkasına uyarsa, onu yöneldiği yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir varış yeridir. Diyanet Vakfı Kendisi için doğru yol belli olduktan sonra, kim Peygamber´e karşı çıkar ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu o yönde bırakırız ve cehenneme sokarız; o ne kötü bir yerdir. Elmalılı Hamdi Yazır Sadeleştirilmiş Kim de doğru, apaçık belli olduktan sonra peygambere muhalefette bulunur ve müminlerin yolundan başka bir yola giderse, onu gittiği o yolda bırakır ve kendisini cehenneme boylatırız ki, o ne kötü gidiştir! Elmalılı Hamdi Yazır Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber´e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir. Ali Fikri Yavuz Her kim de, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, Peygambere aykırı harekette bulunur ve mü’minlerin yolundan başkasına uyar giderse, onu döndüğü sapıklıkta bırakırız. Âhirette de kendisini cehenneme koyarız ki, o, ne kötü bir dönüş yeridir!... Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Her kim de kendisine hak tebeyyün ettikten sonra peygambere muhalefette bulunur ve mü´minler yolunun gayrısına giderse biz onu gittiğine bırakırız ve kendisine Cehennemi boylatırız ki o ne fena gidişdir Fizilal-il Kuran Kim bu yolu iyice tanıdıktan sonra, peygambere zıt düşer de müminlerin yolundan başka bir yola koyulursa, kendisini koyulduğu yolla baş başa bırakır, sonra da cehenneme atarız. Orası ne kötü bir dönüş yeridir. Hasan Basri Çantay Kim kendisine doğru yol besbelli oldukdan sonra peygambere muhalefet eder, mü´minlerin yolundan başkasına uyub giderse onu döndüğü o yolda bırakırız. Fakat ahiret de kendisini cehenneme koyarız. O, ne kötü bir yerdir! İbni Kesir Kim, kendisine doğru yol apaçık belli olduktan sonra, peygambere karşı gelir, mü´minlerin yolundan başakasına uyup giderse; onu döndüğü yolda bırakırız. Kendisini cehenneme koyarız. Ne kötü dönüş yeridir orası. Ömer Nasuhi Bilmen Her kim de kendisine doğru yol zahir olduktan sonra Peygamber´e muhalefet eder ve mü´minlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu o takip ettiği yola sevkederiz ve onu cehenneme daldırırız. Ve ona ne fena bir gidilecek yer. Tefhim-ul Kuran Kim de kendisine ´dosdoğru yol´ apaçık belli olduktan sonra, peygambere muhalefet ederse ve mü´minlerin yolundan başka bir yola uyarsa, onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir yataktır o!.. Meallerdeki sıralama bir tercih sıralaması değil alfabetik sıralamadır. Ziyaretçilerimiz takip etmek istedikleri mealleri sol sütundan seçerek ilerleyebilirler. Tercihlerinin hatırlanması için "Tercihimi Hatırla" tıklanmalıdır. Keżżebet kablehum kavmu nûhin vel-ahzâbu min ba’dihims ve hemmet kullu ummetin birasûlihim liye/ḣużûhus ve câdelû bilbâtili liyudhidû bihi-lhakka feeḣażtuhums fekeyfe kâne ikâbiOnlardan önce de Nuh kavmi, yalanladı, onlardan sonraysa bölükbölük halk ve her ümmet, peygamberini yalanlamayı kendine iş edindi, buna kasdetti, onu öldürmek istedi ve gerçeği boşa çıkarmak için boş şeylere dayanarak çekiştiler, derken onları helakediverdim; azap nasıl olurmuş, görsünler. Bunlardan önce Nuh kavmi de peygamberlerini yalanlamış ve kendilerinden sonra sayısı çok fırkalar da böyle yapmışlardı. Her azgın ve sapkın ümmet, kendi elçilerini susturmak ve tutuklayıp etkisiz bırakmak üzere yakalamaya kalkışmışlardır. Hakkı yürürlükten kaldırmak için, bâtıla dayanarak zalim ve kâfir güçlere yaslanarak mücadeleye başvurmuşlardır. Sonunda Ben de onları zillet ve hezimete uğratıp yakaladım. Artık bir bak ki Benim sonunda yakalayıp cezalandırmam ve intikam almam nasılmış!Onlardan önce Nuh kavmi, sonra da Allah'ın elçilerine karşı birleşen öteki kavimlerin tümü, peygamberleri ve gelen mesajları yalanladılar. Bu toplulukların herbiri, kendilerine gönderilen elçileri yakalayıp öldürmek için, onlara karşı tuzaklar kurdular ve tek gerçeği boşa çıkarmak için, değersiz ve geçersiz delillerle karşı koydular. Bu yüzden onları yakaladım, azabım nasıl olurmuş önce Nûh kavmi, onlardan sonra çeşitli topluluklar, gönderilen peygamberleri yalanlamışlardı. Her millet kendisine gelen Rasulü yakalayıp cezalandırmaya, ona suikast yapmaya niyetlendi. Bâtılı hakkın, hak, kutsal kitapların yerine koymak için batıl delillerle mücadele ettiler. Ben de onları kıskıvrak yakalayıp işlerini bitirdim. Peygamberlerimi yalanlama, hakkın yerine bâtılı koyma suçuna denk, onları adâletle nasıl cezalandırdığımı bir Kur’an-ı Kerim, 3/196-197; 31/ önce Nuh kavmi ve onlardan sonraki fırkalar da yalanladılar. Her ümmet peygamberlerini yakalamaya yeltendi. Hakkı ortadan kaldırmak için batıla dayanarak mücadele ettiler. Böylece ben de onları yakaladım. Benim cezalandırmam bak nasıl oldu?Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra sayısı çok fırkalar da. Her ümmet, kendi elçilerini susturmak için yakalamaya yeltendi. Hakkı, onunla yürürlükten kaldırmak için, 'batıla-dayanarak' mücadeleye giriştiler. Ben de onları azapla yakaladımm. Artık Benim cezalandırmam nasılmış? görmüş oldular.Senin kavminden önce Nûh kavmi, Nûh kavminin arkasından da peygamberlerine karşı birleşen kâfirler tekzib etmişlerdi; ve her ümmet kendilerinin peygamberini yakalayıb öldürmek kasdinde bulundu. Hakkı bâtıl ile yok etmek için boşuna mücadele ettiler. Nihayet ben de onları azabımla yakalayıverdim. Bak, nasıl oldu azabım!...Onlardan önce de Nuh kavmi ile onlardan sonra gelen müttefikler, peygamberleri yalanladılar. Her bir toplum kendilerine gelen peygamberi tutmak engellemek için uğraştılar. Ona karşı hakkı ezmek için batıl bir silah ile mücadele ettiler. Bunun üzerine Ben, onları yakalayıverdim. İşte ağır azabımın nasıl olduğunu görün!Onlardan önce Nûh toplumu ve bunların ardından da işbirlikçi gruplar, peygamberlerini yalanlamışlar ve her toplum kendi peygamberini yakalayıp etkisiz hale getirmek istemiştir. Bâtılı hakkın yerine koymak için mücadele etmişlerdi. Bunun üzerine ben onları kıskıvrak yakaladım. İşte, cezalandırmamın nasıl olduğunu gör!Onlardan önce Nuh'un ulusu, onlardan sonra da, birtakım bölükler yalanlamıştı, her ümmet peygamberini yakalamak istedi, hakkı batırmak için, bâtılla uğraştılar, ben onları yakaladım, imdi, azap niceymişOnlardan önce Nuh'un kavmi ve onlardan sonraki topluluklar da elçileri yalanlamıştı. Öyle ki, her ümmet kendi resulünü yakalayıp cezalandırmaya öldürmeye azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış gördüler!Ânlardan evvel Nûh’ın kavmi ânı tekzîb itdiler. Ândan sonra da bir çok ümmetler ’aynını yapdılar. Her ümmetin kâfirleri rasûlleri ’aleyhine fesâd tertîb itdi, ânları cebren ellerine almak istiyorlar idi. Bâtıl kuvvetiyle hakka galebe içün mücâdele idiyorlar idi. Lâkin ben anları zabt itdim, tâ ki ’azâbımın nasıl oldığını önce, Nuh milleti, ardından, peygamberlere karşı gelen topluluklar da peygamberlerini yalanlamış; her ümmet, peygamberini cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı batılla gidermek için mücadele etmişlerdi. Bunun üzerine Ben onları yakaladım. Cezalandırmam nasılmış?Onlardan önce Nûh’un kavmi ve onlardan sonra gelen topluluklar da yalanlamıştı. Her ümmet kendi peygamberini yakalayıp cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış, gördüler!Onlardan önce Nuh kavmi ve bunlardan sonraki topluluklar da peygamberlerini engellemeye, her ümmet kendi peygamberini yakalamaya azmetmişti. Bâtılı hakkın yerine koymak için mücadele etmişlerdi. Bunun üzerine ben onları kıskıvrak yakaladım. İşte, cezalandırmamın nasıl olduğunu gör! Âyette, Mekke kâfirlerinden önce gelen, Âd, Semûd ve Lut kavimleri gibi birtakım milletlerin inkârlarına, peygamberlerini yakalayıp öldürme çabaların... Devamı..Onlardan önce Nuh'un halkı da yalanlamıştı ve onlardan sonra bir çok parti de... Her topluluk elçilerini etkisiz hale getirmeye çalıştı. Gerçeği gidermek için boş ve yalnış şeylerle tartıştılar. Sonunda onları yakaladım; cezalandırmam nasılmış?Onlardan önce Nuh kavmi, arkalarından da çeşitli topluluklar yalanlamışlardı. Her ümmet, kendi peygamberlerini yakalamak kastında bulundu. Hakkı batılla gidermek için boşuna mücadele ettiler. Ben de onları tuttum, alıverdim. Bak o zaman azabım nasıl oldu?Onlardan evvel Nuhun kavmı arkalarından da Ahzab tekzib etmişlerdi ve her ümmet kendi Resullerini yakalamak kasdinde bulundu ve hakkı batılla gidermek için boşuna mücadele ettiler de ben onları tuttum alıverdim o vakıt nasıl oldu ıkabım?Onlardan önce Nuh halkı ve onlardan sonraki topluluklar da yalanladılar. Her ümmet, kendi resûllerini yalanlamaya yöneldi. Hakk'ı, Batıl'la yok etmek için mücadele ettiler. Ben de onları yakalayıverdim. Akabinde cezalandırmam nasılmış gördüler!Onlardan evvel Nuuh kavmi de, bunlardan sonraki sürü sürü fırkalar da peygamberlerini yalan saydı lar. Bunlardan her ümmet, kendi peygamberlerini yakalamayı kasdetdi. Hakıykatı olmayan şeyler le hakkı yok edebilmeleri için savaşıb durdular. Neticede ben de onları tutub yakaladım. İşte bak benim azabım nice imiş!Onlardan önce Nûh kavmi ve onların ardından Âd ve Semûd gibi çeşitli topluluklarda yalanlamışlardı. Her ümmet kendi peygamberlerine kasdetmişti, tâ onu öldürmek içinyakalayıversinler; ve bâtıl uğruna mücâdele ettiler, tâ onunla hakkı ortadan kaldırsınlar! Derken onları o hâlleri üzere azâbımla yakalayıverdim; artık bak azâbım nasıl oldu!Daha önceden Nuh kavmi ve onlardan sonra da bir topluluk ahzab yalanlamıştı. Her ayrı inanç sahibi topluluk, kendilerine gelen elçiyi yakalayıp yok etmek için saldırmış, batıl inançlarıyla hakkı yok etmek için mücadele etmişlerdi. Bende onları yakalamıştım. Şimdi bak bakalım onların sonu nasıl olmuş?Onlardan önce Nuh ulusu, onlardan sonra gelen bölüntüler de elçilerini yalancı saymışlardı. Her ulus kendi elçisini yakalayıp öldürmek istedi. Doğruyu eğri ile yoketmek için tartışıp durdular. Derken Ben de onları yakaladım. Bak, benim azabım nice evvel Nuh kavini, onlardan sonra gelen fırkalar da [⁶] peygamberlerini yalancı saymışlardı. Her bir ümmetin maksadı peygamberlerini yakalayıp öldürmekti. Hak/kı ayak altına almak uğrunda boş sözlerle çene çalmışlardı. Ben de onları yakaladım, ukubetim nasıl oldu? Bak azabımdan kurtulabildiler mi?[6] Âd ve Semud önce Nûh kavmi ve onlardan sonra gelen gruplar [ahzâb] da yalanlamışlardı. Her ümmet kendi elçilerini yakalayıp öldürmeye kastetmiş ve hakkı batılla yok etmek için mücadele vermişlerdi. Bu yüzden onları yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış gördüler.Kendilerinden önce Nuh kavmi de yalanladı ve kendilerinden sonra da çeşitli topluluklar yalanladı. Her ümmet, kendi peygamberlerini yakalamaya yeltendi ve hakkı batılla gidermek için mücadeleye girişti. Ben de onları yakalayıverdim. İşte benim cezalandırmam nasılmış gördün mü?Onlardan önce Nûh kavmi ve daha sonraki inkârcı toplumlar da ayetlerimi yalanlamışlardı. Her toplum, kendilerine gönderilen Peygamberi veya dâvetçiyi yakalayıp ortadan kaldırmaya yeltenmiş; elçilerin ortaya koyduğu hakikati çürütüp geçersiz kılmak amacıyla, onlara karşı yanlış ve yanıltıcı delillerle, yalan ve iftiralarla, çirkin komplolarla, yani bâtıl ile karşı koymuşlardı. Fakat sonunda onları, korkunç bir azapla yakalayıvermiştim! İşte o zaman gördüler; nasılmış Benim cezalandırmam!Nûh’un kavmi onlardan önce yalanladı, onlardan sonraki Hızipler / Partiler de yalanladı! Her ümmet, tutup yakalamak için rasûlüne suikast yaptı. Hakk’ı ortadan kaldırmaları için Bâtıl’ın mücadelesini verdiler. Derken, onları yakaladım. Cezalandırmam nasıldı?Daha önceki Nuh Kavmi; işbirlikçi Ad ve Semûd halkları da inkarcıydılar. Hepsi de kendi elçilerini öldürmeye kalkıştılar. Hakikati yok etmek için akıl almaz şeyler yaptılar. Ben de onları öyle bir yakaladım ki takip nasıl olurmuş önce Nuh’un kavmi ve onlardan sonra gelen topluluklar da ayetlerimizi yalanlamıştı. Her toplum kendilerine gönderdiğimiz elçileri yakalayıp cezalandırmaya azmetmişti. Elçilerimizin onlara tebliğ ettiği gerçekleri yok etmek için yalanlarıyla tartışmışlardı. Bu nedenle onları kıskıvrak yakaladık. Onlara cezalar yağdırdık. Cezam nasılmış gördüler. Onlardan önce Nuh kavmi ve bunlardan sonraki gruplar da peygamberlerini yalanlamışlardı. Her ümmet, kendi elçisini yakalamaya azmetmişti. [*] [Batıl] sayesinde gerçeği iptal etmek için mücadele etmişlerdi. [*] Bunun üzerine onları kıskıvrak yakalamıştım. Azabım bak nasıl olmuştu!Ayette geçen [hemmet] fiili “azmetmek”, “harekete geçmek”, “canla başla uğraşmak”, “tuzaklar kurmak”; “plan ve entrikalar yapmak” gibi anlamlar içerme... Devamı..Onlardan önce Nûh toplumu ve daha sonra gelen farklı toplumlar da Peygamberlerini yalanladılar. Hattâ her ümmet, kendi Peygamberini öldürmeğe bile yeltenip, hakkın yerine bâtılı hâkim kılmak için çalıştılar. Ben de onları helâk ediverdim. Sonunda Benim cezâlandırmam, nasılmış? gördüler.Onlardan önce Nûh kavmi, sonra da [Allah’ın elçilerine karşı] birleşen [öteki kavim]lerin tümü ² hakikati yalanladılar; bu toplulukların her biri kendilerine gönderilen elçileri yakalayıp ortadan kaldırmak için onlara karşı tuzaklar kurdular; ³ ve hakikati etkisiz hale getirmek için [elçilerin getirdikleri mesaja] yanlış ve yanıltıcı delillerle karşı koydular; bu yüzden onları hesaba çektim ne çetindir Benim intikamım!2 Karş. 3812-14, bu ayette “birleşenler”in ahzâb bir kısmı tek tek sayılmıştır; ayrıca bkz. bu surenin 30. ayeti Lafzen, “her topluluk kendi e... Devamı..Nitekim onlardan önce Nuh Kavmi ve onların peşinden gelen topluluklar da elçilerini yalancılıkla suçlamış, hatta her topluluk elçilerini yakalayıp ortadan kaldırmanın planlarını yapmış, hakkı etkisiz kılmak için batıl yollara başvurarak canla başla mücadele etmişti. Fakat sonuçta ben de onları kıskıvrak yakalamıştım. Benim cezalandırmam nasılmış görsünler! 6/34, 11/120Onlardan önce Nûh kavmi ve peşlerinden gelen tüm kafadarlar da yalanlamıştı; her toplum kendi elçisini yakalayıp ondan kurtulmanın planlarını yapmıştı;[⁴¹⁷³] bâtıl uğruna hakikati kendi kendisiyle alt etmeye çalışmak gibi yanlış ve yanıltıcı bir mücadele yöntemini benimsediler. Fakat, sonuçta Ben onları yakaladım ve cezalandırma nasıl olurmuş gördüler![4173] Hz. Musa’ya yapılan gibi 2820. Nebi’ye, suikast planları imâen haber evvel Nûh kavmi peygamberlerini tekzîp etmişti. Onlardan sonraki tâifeler de tekzîpte bulunmuşlardır. Ve her kavim, peygamberlerine kastetmişlerdi, onu yakalayıversinler diye ve bâtıl ile mücadelede bulunmuşlardı, onunla hakkı gidermek için. Sonra onları yakaladım. Artık ukûbetim nasıl oldu bir düşünülmelidir!.Kendilerinden önce Nûh halkı, onlardan sonra gelen daha birtakım gruplar da dini yalan saydılar. Her toplum tartaklamak için, resullerine karşı harekete geçtiler ve hakkı yıkmak için birtakım batıl iddialar ileri sürdüler, ama Ben de onları kıskıvrak yakalayıverdim. İşte düşünün Benim cezalandırmam nasılmış, bir görün! [3, 196-197; 31, 24]Onlardan önce Nuh kavmi ve onlardan sonra gelen kollar da yalanladı. Her millet, elçisini yakalamağa yeltendi; hakkı gidermek için boş şeyler ileri sürerek tartıştılar. Bu yüzden onları yakaladım. Bak işte Azabım nasıl oldu?!Onlardan önce Nuh’un halkı ve arkalarından gelenler de yalana sarıldılar. Her toplum ümmet, kendi batıllarıyla bu hakkı ortadan kaldırmak için mücadeleye girerek, kendilerine gelen elçiyi avuçlarının içine almaya çalıştılar. Ben de onları oradan aldım. Cezalandırmam nasılmış gördüler?Onlardan önce Nuh Kavmi ve onlardan sonra da peygamberlerine karşı gelen her toplum yalanlamış, peygamberlerini yakalamak ve hakkı ortadan kaldırmak için batılın mücadelesini vermişti. Ama ben, onları yakalamıştım. Cezalandırmam nasıldı?Bunlardan önce Nuh kavmi ile onu izleyen topluluklar da peygamberlerini yalanlamışlardı. Herbir ümmet, peygamberini ele geçirmeye kalktı ve hakkı gidermek için bâtıla sarılarak mücadele etti. Sonra Ben onları yakalayıverdim de cezamın nasıl olduğunu önce Nûh kavmi yalanlamıştı. Onlardan sonra gelen oymaklar da. Her ümmet kendilerine gelen elçiyi yakalasınlar diye uğraştı. Ve hakkı işlemez kılmak için yanlışı/tutarsızlığı esas alarak mücadele ettiler; nihayet onları yakaladım. Nasıl olmuştu azabım?!yalan duttı anlardan ileri nūḥ ķavmı daħı bölükler anlardan śoñra. daħı ķaśd eyledi her ümmet yalavaçlarına tā dutalar anı daħı dartışdılar bāŧıl-ıla tā bāŧıl eyleyeler anuñ-ile ḥaķķı. pes duttum anları pes nite oldı 'aźābum!Yalanladı anlardan burun nebīleri Nūḥ ḳavmi, aḥzāb daḫı Nūḥ ḳavmindenṣoñra. Daḫı ḳaṣd itdi her ümmet nebīlerini öldürmeg‐içün. Daḫı çekişdilerbāṭıl bile ḥaḳḳı gidermeg‐içün. Pes helāk itdüm anları. Gör nice oldı benüm əvvəl Nuh qövmü, sonrakı kafir firqələr də Ad, Səmud tayfaları və başqaları peyğəmbərlərini təkzib etmiş, hər ümmət öz peyğəmbərlərini yaxalamağa tutub öldürməyə cəhd göstərmiş və haqqı yalana çıxartmaq məqsədilə boş sözlərlə mübahisə aparmışdılar. Buna görə də Mən onları əzabla yaxaladım. Ya Peyğəmbər! Bir görəydin Mənim cəzam necə oldu!The folk of Noah and the factions after them denied their messengers before these, and every nation purposed to seize their messenger and argued falsely, thinking thereby to refute the Truth. Then I seized them, and how awful was My there were people before them, who denied the Signs,- the People of Noah, and the Confederates4361 of Evil after them; and every People plotted against their prophet, to seize him, and disputed by means of vanities,4362 therewith to condemn the Truth; but it was I that seized them! and how terrible4363 was My Requital!4361 Cf. 3811-13, and n. 4158. All the hosts of wickedness collected together from history will have no power against Allah's Truth, or the Messenger... Devamı.. Güncelleme Tarihi Haziran 29, 2021 1418Oluşturulma Tarihi Nisan 20, 2020 1627Mümin Suresi 56 ve 57. âyetler hariç Mekke döneminde inmiştir. 85 âyettir. Sûre, adını geçen “mü’min” kelimesinden almıştır. Mü’min inanan kimse demektir. Âyette sözü edilen mü’min, Firavun ailesinin; gizlice iman eden ve çevresindekileri hakka yönlendirmeye çalışan bir ferdidir. Ayrıca sûre, Allah’ın sıfatlarından biri olan ve 3. âyette geçen “ğâfir” kelimesinden dolayı “Ğâfîr sûresi” diye de anılmaktadır. “Ğâfir”, bağışlayan demektir. Sûrede başlıca, Allah’ın birliğini gösteren bazı delillere yer verilerek kıyametle ilgili tasvirler yapılmaktadır. İşte, Diyanet bilgilerine göre Mü'min Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça OkunuşuMümin Suresi mushaftaki sıralamada kırkıncı, iniş sırasına göre altmışıncı sûredir. Zümer sûresinden sonra, Fussılet sûresinden önce Mekke’de inmiştir. “Hâ-mîm” diye başlayan ve arka arkaya gelen yedi sûrenin ilkidir. Sûre yaygın olarak iki isimle anılmaktadır. Bunlardan ilki olan “Mü’min”, Firavun ailesinden olup imanını saklayan kişiden söz eden 28. âyette; ikincisi ise “bağışlayan” anlamına gelen “Gåfir” olup yüce Allah’ın günahları bağışlamasından, tövbeleri kabul etmesinden söz eden 2. âyette geçmektedir .İşte, Diyanet bilgilerine göre Mü'min Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça OkunuşuMÜMİN SURESİ ANLAMI Mü’min sûresinde ağırlıklı olarak “Allah’ın âyetlerini tartışmaya kalkışanlar”dan, bu âyetlere karşı mücadele verenlerden söz edilmekte; genellikle Mekke putperestlerinin aristokrat tabakasından oluşan bu kesimin karakteri, genel tutumları ve amaçlarıyla görecekleri cezalar üzerinde durulmaktadır. Sûre, Allah’ın rahmetinin ve ilminin genişliği, kudretinin sınırsızlığı; ilâhî hakikatleri yalanlamaya kalkışanların cezaları ve pişmanlıkları, uhrevî yargılamanın adaletli oluşu gibi konulara dair açıklamalarla başlar. Hz. Mûsâ ile Firavun ve onu izleyenler arasında geçen mücadeleye değinilirken Mûsâ’nın dinine gizlice inanmış bir müminin inkârcılara yönelttiği anlamlı ve yararlı uyarılara yer verilir. Allah’tan başka ilâh bulunmadığı ve O’ndan başkası için yapılan ibadetlerin geçersiz olduğu, Allah’a şükretmekten yüz çevirenlerin bu yanlıştan dönmelerini sağlamak üzere onlara ilâhî nimetlerin hatırlatılması, öldükten sonra tekrar dirilmenin mümkün olduğunun kanıtlanması ve bu konuda insanların uyarılması, Allah Teâlâ’nın resulünü destekleyeceğine dair vaadi sûrenin başlıca konularındandır. Sûre, ellerinde fırsat varken gerçeği görüp Hz. Peygamber’in getirdiği açık seçik gerçekleri kabul edecekleri yerde, kendi temelsiz bilgilerine güvenerek kibre kapılıp inkâr yolunu seçenlerin ilâhî ceza ile yüzyüze geldiklerinde inanmalarının artık kendilerine fayda vermeyeceği uyarısında bulunan açıklamalarla son SURESİ FAZİLETLERİEbû Hüreyre’nin bildirdiğine göre Hz. Peygamber, Mü’min sûresinin ilk üç âyeti ile Âyetü’l-kürsî’yi Bakara 2/255 sabah akşam okuyan bir kimsenin bu sayede korunacağını ifade etmiştir Tirmizî, “Sevâbü’l-Kur’ân”, 2.MÜMİN SURESİ TÜRKÇE kitabın indirilmesi, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen, günahı bağışlayan, tövbeyi kabul eden, azabı ağır olan, lütuf sahibi Allah tarafındandır. O'ndan başka ilah yoktur. Dönüş ancak O' âyetleri hakkında inkâr edenlerden başkası tartışmaya girişmez. Onların şehirlerde gezip dolaşmaları seni önce Nûh'un kavmi ve onlardan sonra gelen topluluklar da yalanlamıştı. Her ümmet kendi peygamberini yakalayıp cezalandırmaya azmetmişti. Hakkı yok etmek için batıl şeyler ileri sürerek tartışmışlardı. Bu yüzden onları kıskıvrak yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış, gördüler! Rabbinin, inkâr edenler hakkındaki, "Onlar cehennemliklerdir" sözü gerçekleşmiş taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar melekler Rablerini hamd ederek tespih ederler, O'na inanırlar ve inananlar için şöyle diyerek bağışlanma dilerler "Ey Rabbimiz! Senin rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. O halde tövbe eden ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azâbından koru."8."Ey Rabbimiz! Onları da, onların babalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanları da, kendilerine vaad ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."9."Onları kötülüklerden koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan, ona rahmet etmiş olursun. İşte bu büyük başarıdır." edenler var ya, muhakkak onlara "Allah'ın size gazabı, sizin kendinize olan gazabınızdan daha büyüktür. Çünkü siz imana çağırılırdınız da inkar ederdiniz" diye da şöyle derler "Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa da Günahlarımızı kabulleniyoruz. Şimdi bu ateşten bir çıkış yolu var mı?"12."Bu, sizin tevhid çerçevesinde Allah'a çağrıldığında inkar etmeniz, O'na ortak koşulduğunda ise inanmanız sebebiyledir. Artık hüküm yüce ve büyük Allah'a aittir." size âyetlerini gösteren, sizin için gökten bir rızık indirendir. Ancak O'na yönelen, düşünüp ibret halde, kâfirlerin hoşuna gitmese de, siz dini Allah'a has kılarak O'na ibadet dereceleri hakkıyla yükseltendir, Arş'ın sahibidir. Buluşma günü hakkında insanları uyarmak için, irâdesiyle ilgili vahyi kullarından dilediğine, kendi gün onlar ortaya çıkarlar. Onların hiçbir şeyi Allah'a gizli kalmaz. Bugün mülk hükümranlık kimindir? Tek olan, her şeyi kudret ve hâkimiyeti altında tutan Allah' herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün asla zulüm yoktur. Şüphesiz Allah hesabı çabuk olan gün konusunda onları uyar. O gün yürekler gam ve tasa ile dolu, sanki gırtlaklara dayanmıştır. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini hak ve adâletle hükmeder. Allah'tan başka taptıkları ise hiçbir hükümde bulunamazlar. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü ve yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Böyle iken Allah, günahları sebebiyle onları yakaladı. Onları Allah'ın azabından koruyacak hiç kimse sebebi şu idi Peygamberleri onlara apaçık mucizeler getiriyorlardı da onlar inkar ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları yakalayıverdi. Şüphesiz O güçlüdür, cezası da çok ki biz Mûsâ'yı mucizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun'a, Hâmân'a ve Kârûn'a3 gönderdik. Onlar ise; "Bu çok yalancı bir sihirbazdır" onlara tarafımızdan gerçeği getirince, "Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınlarını sağ bırakın" dediler. Fakat kâfirlerin tuzağı hep boşa dedi ki "Bırakın beni Mûsâ'yı öldüreyim. Faydası olacaksa Rabbini yardıma çağırsın! Çünkü ben onun, dininizi değiştireceğinden, yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum." da, "Ben hesap gününe inanmayan her kibirliden, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım" ailesinden, imanını gizlemekte olan mü'min bir adam şöyle dedi "Rabbim Allah'tır, dediği için bir adamı öldürecek misiniz? Halbuki o, size Rabbinizden apaçık mucizeler getirdi. Eğer yalancı ise, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru söylüyorsa, sizi tehdit ettiği şeylerin bir kısmı başınıza gelecektir. Şüphesiz Allah, aşırı giden, yalancılık eden kimseyi doğru yola eriştirmez."29."Ey kavmim! Bugün yeryüzüne hâkim kimseler olarak iktidar ve saltanat sizindir. Ama başımıza geldiğinde bizi, Allah'ın azabından kim kurtarır?" Firavun, "Ben size ancak kendi görüşümü bildiriyorum ve sizi ancak doğru yola götürüyorum" etmiş olan adam dedi ki "Ey kavmim! Şüphesiz ben, Nûh kavmi, Âd kavmi, Semûd kavmi ve onlardan sonra gelen toplulukların başına gelen olayların sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum. Allah kullarına asla zulmetmek istemez."32, 33."Ey kavmim! Gerçekten sizin için, o bağrışıp çağrışma gününden, arkanıza dönüp kaçmaya çalışacağınız ve sizi Allah'ın azabından kurtaracak kimsenin olmayacağı o Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek de yoktur." daha önce Yûsuf da size apaçık deliller getirmişti de, onun size getirdikleri hakkında şüphe edip durmuştunuz. Daha sonra o ölünce de, "Allah ondan sonra aslâ peygamber göndermez" demiştiniz. İşte Allah aşırı giden şüpheci kimseleri böyle kendilerine gelmiş hiçbir delil olmaksızın, Allah'ın âyetleri hakkında tartışan kimselerdir. Bu ise Allah katında ve iman edenler katında büyük öfke ve gazap gerektiren bir iştir. Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle dedi ki "Ey Hâmân! Bana yüksek bir kule yap, belki yollara, göklerin yollarına erişirim de Mûsâ'nın ilâhını görürüm! Çünkü ben, onun yalancı olduğuna inanıyorum." Böylece Firavun'a yaptığı kötü iş süslü gösterildi ve doğru yoldan saptırıldı. Firavun'un tuzağı, tamamen sonuçsuz inanan kimse dedi ki "Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim."39."Ey kavmim! Şüphesiz bu dünya hayatı ancak geçici bir yararlanmadır. Ahiret ise ebedi olarak kalınacak yerdir."40."Kim bir kötülük yaparsa, ancak onun kadar ceza görür. Kadın veya erkek, kim, mü'min olarak salih bir amel işlerse işte onlar cennete girecek ve orada hesapsız olarak rızıklandırılacaklardır."41."Ey kavmim! Bu ne hal? Ben sizi kurtuluşa çağırıyorum, siz ise beni ateşe çağırıyorsunuz."42."Siz beni Allah'ı inkâr etmeye ve hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri ona ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ben ise sizi mutlak güç sahibine, çok bağışlayana Allah'a çağırıyorum."43."Şüphe yok ki sizin beni tapmaya çağırdığınız şeyin ne dünya ne de ahiret konusunda hiçbir çağrısı yoktur. Kuşkusuz dönüşümüz Allah'adır. Şüphesiz, aşırı gidenler cehennemliklerin ta kendileridir."44."Size söylediklerimi hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a havale ediyorum. Şüphesiz Allah kullarını hakkıyla görendir." onu, onların hilelerinin kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini, azâbın en kötüsü bir ateş ki, onlar sabah-akşam ona sunulurlar. Kıyametin kopacağı günde de, "Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun" içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar, büyüklük taslayanlara, "Biz size uymuş kimselerdik. Şimdi şu ateşin bir kısmını üzerimizden kaldırabilir misiniz?" taslayanlar ise şöyle derler "Biz hepimiz ateşin içindeyiz. Şüphesiz Allah kullar arasında böyle hüküm vermiştir." olanlar cehennem bekçilerine, "Rabbinize yalvarın da hiç değilse bir gün bizden azabı hafifletsin" bekçileri derler ki "Size peygamberleriniz açık mucizeler getirmemiş miydi?" Onlar, "Evet, getirmişti" derler. Bekçiler, "Öyleyse kendiniz yalvarın" derler. Şüphesiz kâfirlerin duası ki, peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında ve şahitlerin şahitlik edecekleri günde yardım gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da biz Mûsâ'ya hidayet verdik. İsrailoğulları'na da, akıl sahipleri için bir öğüt ve doğruluk rehberi olarak o kitabı Tevrat'ı miras Muhammed! Sabret. Allah'ın va'di şüphesiz gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabah Rabbini hamd ederek tespih âyetleri hakkında, kendilerine gelmiş bir delilleri olmaksızın tartışanlar var ya, onların kalplerinde ancak bir büyüklük taslama vardır. Onlar, tasladıkları büyüklüğe asla ulaşmazlar. Sen Allah'a sığın. Şüphesiz O hakkıyla işitendir, hakkıyla göklerin ve yerin yaratılması, insanların yaratılmasından daha büyük bir şeydir. Fakat insanların çoğu ile gören, îman edip salih ameller işleyenler ile kötülük yapan bir değildir. Siz pek az günü mutlaka gelecektir, bunda hiç şüphe yoktur. Fakat insanların çoğu buna şöyle dedi "Bana dua edin, duânıza cevap vereyim. Bana kulluk etmeyi kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış bir halde cehenneme gireceklerdir." içinde rahat edesiniz diye geceyi ve her şeyi gösterici aydınlık olarak da gündüzü yaratandır. Şüphesiz Allah, insanlara karşı sonsuz iyilik sahibidir, fakat insanların çoğu her şeyin yaratıcısı olan Rabbiniz Allah! Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. Durum bu iken nasıl oluyor da haktan döndürülüyorsunuz? âyetlerini inkâr etmekte olanlar, işte böyle yeryüzünü sizin için karar kılma yeri, göğü de binâ yapan; size şekil verip de şekillerinizi güzel kılan ve sizi temiz şeylerle rızıklandırandır. İşte Rabbiniz Allah! Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir! diridir. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O halde sadece Allah'a itaat ederek samimi olarak O'na ibadet edin. Hamd, âlemlerin Rabbine ki "Rabbimden bana apaçık deliller gelince, Allah'ı bırakıp da taptıklarınıza tapmam bana yasaklandı ve bana âlemlerin Rabbine teslim olmam emredildi." sizi önce topraktan, sonra az bir sudan meniden, sonra "alaka"dan4 yaratan, sonra sizi ana rahminden çocuk olarak çıkaran, sonra olgunluk çağına ulaşmanız, sonra da ihtiyarlamanız için sizi yaşatandır. İçinizden önceden ölenler de vardır. Allah bunları, belli bir zamana erişmeniz ve düşünüp akıl erdirmeniz için yaşatan ve öldürendir. Bir şeye karar verdiğinde ona sadece "ol" der, o da âyetleri hakkında tartışanları görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar? kitabı Kur'an'ı ve elçilerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Onlar bilecekler71, zaman onlar, boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde kaynar suda sürüklenecekler, sonra da ateşte onlara, "Allah'ı bırakıp da ortak koştuklarınız nerede?" denilir. Onlar da, "Yüzüstü bırakıp bizden uzaklaştılar. Hayır, demek ki, biz önceleri hiçbir şeye tapmıyormuşuz. taptıklarımız bir hiçmiş" derler. İşte Allah inkârcıları böyle sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenmenizden "Ebedî kalmak üzere cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!" denir. sabret! Şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azâbın bir kısmını sana göstersek de ya da göstermeden önce seni vefât ettirsek de, sonunda onlar bize senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan sana anlattıklarımız da var, anlatmadıklarımız da var. Hiçbir peygamber Allah'ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Allah'ın emri gelince de hak yerine getirilir. İşte o zaman bunu batıl sayanlar hüsrana bir kısmına binesiniz, bir kısmını da yiyesiniz diye sizin için hayvanları sizin için daha birçok faydalar da vardır. Gönüllerinizdeki ihtiyaçlara kendileri üzerinden ulaşasınız diye onları yaratmıştır. Onlarla ve gemilerle size âyetlerini gösteriyor. Allah'ın hangi âyetlerini inkâr edersiniz? yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden önce gelenlerin akıbetlerinin nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha çok, daha güçlü ve onların yeryüzündeki eserleri daha üstündü. Fakat kazanmakta oldukları şeyler onlara bir fayda onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar ve onları alaya aldılar. Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini gördükleri zaman, "Yalnız Allah'a inandık; O'na ortak koşmakta olduğumuz şeyleri inkâr ettik" azâbımızı gördükleri zaman inanmaları, kendilerine fayda vermedi. Bu, Allah'ın kulları hakkında eskiden beri yürürlükte olan kanunudur. İşte orada inkârcılar hüsrana SURESİ ARAPÇA ktabi minellahil azızil zembi ve kabilit tevbi şedıdil ıkabi zit tavl la ilahe illa hu ileyhil yücadilü fi ayatillahi illellezıne keferu fe la yağrurke tekallübühüm fil kablehüm kavmü nuhıv vel ahzabü mim ba'dihim ve hemmet küllü ümmetim bi rasulihim li ye'huzuhü ve cadelu bil batılı li yüdhüdu bihil hakka fe ehaztühüm fe keyfe kane kezalike hakkat kelimetü rabbike alellezıne keferu ennehüm ashabün yahmilunel arşe ve men havlehu yüsebbihune bi hamdi rabbihim ve yü'minune bihı ve yestağfirune lillezıne amenu rabbena vesı'te külle şey'ir rahmetev ve ılmen fağfir lillezıne tabu vettebeu sebıleke vekıhim azabel ve edhılhüm cennati adninilletı veadtehüm ve men salehü min abaihim ve ezvacihim ve zürriyyatihim inneke entel azızül seyyiat ve men tekıs seyyiati yevmeizin fe kad rahımteh ve zalike hüvel fevzül keferu yünadevne le maktüllahi ekberu mim maktiküm enfüseküm iz tüd'avne ilel imani fe rabbena emettenesneteyni ve ahyeytenesneteyni fa'terafna bi zünubina fe hel ila hurucim min bi ennehu iza düıyellahü vahdehu kefartüm ve iy yüşrük bihı tü'minu fel hukmü lillahül aliyyil yürıküm ayatihı ve yünezzilü leküm mines semai rizka ve ma yetezekkeru illa mey mhlisıyne lehüd dıne ve lev kerihel deracati zül arş yülkır ruha min emrihı ala mey yeşaü min ıbadihı li yünzira yevmet hüm barizun la yahfa alellahi minhüm şey' li menil mülkül yevm lillahil vahıdil tücza küllü mefsim bima kesebet La zulmel yevm innellahe serıul enzihüm yevmel azifeti izil kulubü ledel hanaciri kazımın ma liz zalimıne min hamımiv ve la şefııy yüta' hainetel a'yüni ve ma tuhfis yakdıy bil hakk vellezıne yed'une min dunihı la yakdune bi şey' innellahe hüves semıul ve lem yesıru fil erdı fe yenzuru keyfe kane akıbetüllezıne kanu min kablihim kanu hüm eşedde minhüm kuvvetev ve asaran fil erdı fe ehazehümüllahü bi zünubihim ve ma kane lehüm minellahi miv bi ennehüm kanet te'tıhim rusülühüm bil beyyinati fe keferu fe ehazehümüllah innehu kaviyyün şedıdül le kad erselna musa bi ayatina ve sültanim fir'avne ve hamane ve karune fe kalu sahırun lemma caehüm bil hakkı min ındina kaluktülu ebnaellezıne amenu meahu vestahyu nisaehüm ve ma keydül kafirıne illa fı kale fir'avnü zerunı aktül musa vel yed'u rabbeh innı ehafü ey yübeddile dıneküm ev ey yuzhira fil erdıl kale musa innı ustü bi rabbı ve rabbiküm min külli mütekebbiril la yü'minü bi yevmil kale racülüm mü'minüm min ali fir'avne yektümü ımanehu etaktülune racülen ey yekule rabbiyellahü ve kad caeküm bil beyyinati mir rabbiküm ve iy yekü sadikay yüsıbküm ba'dullezı yeıdüküm innellahe la yehdı men hüve müsrifün kavmi lekümül mülkül yevme zahirıne fil erdı fe mey yensuruna mim be'sillahi in caena kale fir'avnü ma ürıküm illa ma era ve ma ehdıküm illa sebıler kalellezı amene ya kavmi innı ehafü aleyküm misle yevmil de'bi kavmi nuhıv ve adiv ve semude vellezıne mim ba'dihim ve mellahü yürıdü zulmel lil ya kavmi innı ehafü aleyküm yevmet tüvellune müdbirın ma leküm minellahi min asım ve mey yudlilillahü fe ma lehu min le kad caeküm yusüfü min kablü bil beyyinati fe ma ziltüm fı şekkim mimma caeküm bih hatta iza heleke kultüm ley yeb'asellahü mim ba'dihı rasula kezalike yüdıllüllahü men hüve müsrifüm yücadilune fi ayatillahi bi ğayri sültanin etahüm kebüra makten ındellahi ve ındellezıne amenu kezalike yatbeullahü ala külli kalbi mütekebbirin kale fir'avnü ya hamanübni lı sarhal le allı eblüğul semavati fe attalia ila ilahi müsa ve innı le ezunnühu kaziba ve kezalike züyyine li fir'avne suü amelihı ve sudde anis sebıl ve ma keydü fir'avne illa fı kalellezı amene ya kavmit tebiuni ehdiküm sebıler kavmi innema hazihil hayatüd dünya meta'uv ve innel ahırate hiye darul amile seyyieten fe la yücza illa misleha ve men amile salihüm min zekerin ev ünsa ve hüve mü'minün fe ülaike yedhulunel cennete yürzekune fıha bi ğayri ya kavmi malı ed'uküm ilen necati ve ted'unenı ilen li ekfüra billahi ve üşrike bihı ma leyse lı bihı ılmüv ve ene ed'uküm ilel azızil cerame ennema ted'unenı ileyhi leyse lehu da'vetün fid dünya ve la fil ahırati ve enne meraddena ilellahi ve ennel müsrifıne hüm ashabün setezkürune ma ekulü leküm ve üfevvidu emrı ilellah innellahe basıyrum bil vekahüllahü seyyiati ma mekeru ve haka bi ali fir'avne suül yu'radune aleyha ğudüvvev ve aşiyya ve yevme tekumüs saatü edhılu ale fir'avne eşeddel iz yetehaccune fin nari fe yekulud duafaü lillezınestekberu inna künnü leküm tebean fe hel entüm muğnune anna nasıybem minen nestekberu inna küllün fıha innellahe kad hakeme beynel kalellezıne fin nari li hazeneti cehennemed'u rabbeküm yühaffif anna yevmem minel eve lem tekü te'tıküm rusülüküm bil beyyinat kalu bela kalu fed' ve ma düaül kafirıne illa fı henensuru rusülena vellezıne amenu fil hayatid dünya ve yevme yekulül la yenfeuz zalimıne ma'ziratühüm ve lehümül la'netü ve hehüm suüd le kad ateyna musel hüda ve evrasna benı israilel ve zikra li ülil inne va'dellahi hakkuv vestağfir li zembike ve sebbıh bi hamdi rabbike bil aşiyyi vel yücadilune fı ayatillahi bi ğayri sültanin etahüm in fı sudurihim illa kibrum ma hüm bi baligıyh festeız billah innehu hüves semıul halkus semavati vel erdı ekberu min halkın nasi ve lakinne ekserannasi la ya' ma yestevil a'ma vel besıyru vellezıne amenu ve amilus salihati ve lel müsi' kalılem ma saate le atiyetül la raybe fıha ve lakinne ekseran nasi la yü' kale rabbükümüd'unı estecib leküm innellezıne yestekbirune an ıbatetı seyedhulune cehenneme ceale lekümül leyle li teskünu fıhi ven nehara mübsıra innellahe le zu fadlin alen nasi ve lakinne ekseran nasi la rabbüküm haliku külli şey' la ilahe illa hüve fe enna tü' yü'feküllezıne kanu bi ayatillahi ceale lekümül erda kararav ves semae binaev ve savveraküm fe ahsene suveraküm ve razekaküm minet tayyibat zalikümüllahü rabbükam fe tebarakellahü rabbül hayyü la ilahe illa hüve fed'uhü muhlisıyne lehüd dın elhamdü lillahi rabbil innı nühıtü en a'büdellezıne ted'une min dunillahi lemma caeniyel beyyinatü mir rabbı ve ümirtü en üslime li rabbil halekaküm min türabin sümme min nutfetin sümme min alekatin sümme yuhricüküm tıflen sümme li teblüğu eşüddeküm sümme li tekunu şüyuha ve minküm mey yüteveffa min kablü ve li teblüğu ecelem müsemmev ve lealleküm ta' yuhyi ve yümıt fe iza kada emran fe innema yekulü lehu kün fe lem tera ilellezıne yücadilune fı ayatillah enna kezzebu bil kitabi ve bima erselna bihı rusülena fe sevfe ya' ağlalü fı a'nakıhim ves selasil hamımi sümme fin nari kıyle lehüm eyne ma küntüm dunillah kalu dallu anna bel lem nekün ned'u min kablü şey'a kezalike yüdıllüllahül bima küntüm tefrahune fil erdı bi ğayril hakkı ve bima küntüm ebvabe cehenneme halidıne fıha fe bi'se mesvel inne va'dellahi hakk fe imma nüriyenneke ba'dallezı neıdühüm ev neteveffeyenneke fe ileyna le kad erselna rusülem min kablike minhüm men kasasna aleyke ve minhüm mel lem naksus aleyk ve ma kane li rasulin ey ye'tiye bi ayetin illa bi iznillah fe iza cae emrallahi kudiye bil hakkı ve hasira hünalikel ceale lekümül en'ame li terkebu minha ve minha te' leküm fiha menafiu ve li teblüğu aleyha haceten fı suduriküm ve aleyha ve alel fülki yürıküm ayatihı fe eyye ayatillahi fe lem yesıru fil erdı fe yenzuru keyfe kane akıbetüllezıne min kablihim kanu eksera minhüm ve eşedde kuvvetev ve asaran fil erdı fe ma ağna anhüm ma kanu caethüm rusülühüm bil beyyinati ferihu bima ındehüm minel ılmi ve haka biham ma kanu bihı raev be'sena kalu amenna billahi vahdehu ve kefarna bima künna bihı lem yekü yenfeuhüm ımanühüm lemma raev be'sena sünnetellahiletı kad halet fı ıbadih ve hasira hünalikel kafirunMÜMİN SURESİNİN ARAPÇA OKUNUŞUNUN DEVAMI İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZMÜMİN SURESİ TEFSİRİMekke döneminde nâzil olmuştur. Seksen beş âyettir. Sûre Firavun’un ailesine mensup olan mümin bir kişiden bahsedildiği için bu adı almıştır. Mukattaa harflerinden “hâ mîm”lerle başlayıp ardarda devam eden yedi sûrenin ilkidir. Üçüncü âyetinde Allah’ı niteleyen iki kavramdan hareketle Gāfir ve Tavl sûresi olarak da adlandırılır. Fâsılası ب، د، ر، ع، ق، ل، م، ن sûresinin temel konusunun İslâm’a karşı direnmeyip ona samimiyetle bağlanmaya davet etmekten ibaret olduğunu söylemek mümkündür. Sûrede bunun için insanlara bahşedilen imkân ve nimetler, âhirette iyilerle kötülerin karşılaşacağı hayat tarzı, insanlık tarihinde imanla küfür arasındaki mücadele vb. konular ibret amacıyla zikredilir. Sûrenin ilk üç âyetinde Allah’ın mutlak kudret ve ilim sahibi, günahları bağışlayan, tövbeleri kabul eden, kötüleri şiddetle cezalandıran, iyilere lutuf ve ihsanda bulunan tek ilâh olduğu ve herkesin mutlaka O’nun huzuruna çıkıp hesap vereceği ifade edilir. Bundan sonraki muhtevayı iki bölüm halinde ele almak mümkündür. Birinci bölümde, Hz. Nûh’un kavmi ve ardından gelen diğer inkârcı grupların dünya ve âhiretteki âkıbetlerinden söz edildikten sonra azap haberi veren âyetlerin yanında ilâhî rahmet ve cennetten bahsedilmiş, kâfir ve zalimlerin hesap gününde ve cehennemdeki durumlarına temas edilmiştir âyet 5-22. Daha sonra Mûsâ-Firavun mücadelesine yer verilmiş, bu arada Firavun ailesinden olup imanını gizlemiş olan bir müminin aklıselime ve temiz fıtrata hitap eden konuşmaları aktarılmış, fakat Firavun ve hânedanının bunların hiçbirini benimsemediği için kötü âkıbete uğratıldığı ve akşam sabah ateşe arzedilmek suretiyle cezalandırıldığı bildirilmiştir âyet 23-46. Ardından cehennem ehlinden olup dünya hayatında başkalarının etkisi altında kalanlarla onları etkileyip felâkete sürükleyen gruplar arasında âhirette ortaya çıkacak tartışmalara temas edilmiş ve her iki tarafın azaplarının bir gün bile hafifletilmeyeceği belirtilmiştir âyet 47-50.Sûrenin ikinci bölümü Cenâb-ı Hakk’ın peygamberlere ve onlara iman edenlere dünya hayatında zafer vereceğini, ebediyet âleminde de kendilerini mutlu kılacağını, zalimlere ise lânet edileceğini ve onlar için kötü bir mekân hazırlanacağını ifade eden âyetlerle başlar; Allah’ın âyetlerine karşı direnenlerin hayal ürünü bir kibre kapıldıkları anlatılır âyet 51-61. İlâhî nimetlerden olmak üzere insanlara tabiat içinde verilen üstün konum ve lutfedilen imkânların bir kısmına temas edilir. Ardından yine ilâhî âyetlere karşı gelenlerin cehennemdeki acıklı durumları anlatılır âyet 62-76. Daha sonra geçmiş peygamberlerin hak dine davet ettikleri çeşitli kavimlerin kendi bilgilerine güvenerek onları alaya aldıkları bildirilir. Ancak bu kavimler, çok güçlü oldukları halde Allah’ın tertip ettiği dünyevî ceza ile karşılaşıp son nefesleri yaklaşınca iman ettiklerini söylemişlerse de bu iman onlara hiçbir fayda sağlamamış ve helâk olmaktan kurtulamamışlardır âyet 77-85.Mü’min sûresinde insanlar dine davet edilirken iki noktanın öne çıktığı görülmektedir. Bunlardan biri, Allah’ın âyetlerine karşı mücadeleye girişenlerin servet ve iktidar sahibi, kibirli, zorba ve şımarık kimseler olduğunun bildirilmesidir. İkincisi Hz. Peygamber ve müminlerden her durumda sabır göstermeleri, Allah’tan af dilemeleri, içten gelen duygularla O’na dua etmeleri, Allah’a teslim olmaları, dünyada elde edilebilecek zafer ve muvaffakiyeti Allah’a bırakmalarının istenmesidir. Birinci nokta inkârcı zalimlerin ruhî portresinin tesbiti, ikincisi de inanmış zümrenin davet ve irşad görevinde bağlı kalacağı ilkelerin bilinmesi açısından büyük önem faziletiyle ilgili olarak Ebû Hüreyre’den rivayet edilen hadiste Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur “Âyetü’l-kürsî ve Mü’min sûresinin ilk üç âyetini sabahleyin okuyan kimse akşama kadar, akşam okuyan kimse sabaha kadar korunmuş olur” Şevkânî, IV, 480. Mü’min sûresi üzerine yapılmış çalışmalar arasında Hâdim müftüsü Abdullah Hâdimî’nin Tefsîru sûreti’l-Müǿmin Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 544, vr. 125-128 ve Mustafa Abdüsselâm Mahmûd’un el-Mededü’l-vâfir fî tefsîri Ġāfir Kahire 1988 adlı eserleri OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYINIZ Abdulbaki Gölpınarlı Yoksa sizi ancak boşu boşuna yarattık gerçekten de dönüp tapımıza gelmeyeceksiniz mi sanıyordunuz? Abdullah Parlıyan Sizi boşuna ve amaçsız yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? Adem Uğur Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız? Ahmed Hulusi "Sizi boş yere yarattığımızı ve sizin gerçekten bize rücu ettirilmeyeceğinizi mi sandınız?" Ahmet Tekin 'Sizi kesinkes boş yere yarattığımızı mı, sizin, huzurumuza getirilip hesaba çekilmeyeceğinizi mi sandınız? Ahmet Varol Yoksa sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? Ali Bulaç "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" Ali Fikri Yavuz Sizi ancak boşuna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülmiyeceğinizi mi zannettiniz?” Ali Ünal Ey insanlar! Yoksa sizi eğlence olsun diye boşuna yarattığımızı ve hayatınızın hesabını vermek üzere Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? Bayraktar Bayraklı “Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” Bekir Sadak 114-11 5 Allah' Pek az kaldiniz, keski bilseydiniz! Sizi bosuna yarattigimizi ve Bize dondurulmeyeceginizi mi sandiniz?» der. Celal Yıldırım Sizi boşuna, amaçsız yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız ? Cemal Külünkoğlu “Sizi ancak boşuna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” Diyanet İşleri eski 114-115 Allah' 'Pek az kaldınız, keşke bilseydiniz! Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?' der. Diyanet Vakfi Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız? Edip Yüksel “Sizi boş yere yarattığımızı ve bize dönmeyeceğinizi mi sandınız?“ Elmalılı Hamdi Yazır Ya zannettiniz mi ki biz, sizi sırf bir abes yarattık? ve siz, bize irca' edilmiyeceksiniz? Erhan Aktaş “Yoksa sizi boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” Gültekin Onan "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" Hakkı Yılmaz Peki siz, Bizim sizi sadece boş yere oluşturduğumuzu ve şüphesiz sizin yalnızca Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? Harun Yıldırım Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız? Hasan Basri Çantay Ya sizi ancak boş yere yaratdığımızı ve sizin hakıykaten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız»? Hayrat Neşriyat 'Sizi ancak boşuna yarattığımızı ve gerçekten siz bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?' İbni Kesir Sizi boşuna yarattığımızı ve Bize hiç döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? İskender Evrenosoğlu Öyleyse Bizim, sizi abes olarak boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz? Kadri Çelik “Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve sizin gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” Mehmet Ali Eroğlu "Umarsızca, boş yere yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız sizler?" Mehmet Okuyan Sizi sadece boş yere yarattığımızı ve şüphesiz ki huzurumuza döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” Muhammed Celal Şems “Sizi hiç amaçsız yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” Muhammed Esed Sizi boş ve anlamsız bir oyun için yarattığımızı ve Bize dönmek zorunda olmadığınızı mı sanıyordunuz?" Mustafa Çevik 112-117 Allah cehennemdekilere, “Dünyada kaç yıl kadınız?” diye soracak onlarda “Bir gün ya da daha az, fakat kesin olarak bilmiyoruz. Onu bugün aklı başında kalmış olan varsa O’na sor.” diyecekler. Allah onlara “Evet dünyada çok az kaldınız. Dünya hayatının geçici ve kısa olduğu ve sonunda bugünle karşılaşacağınız uyarısı yapıldığı halde önemini kavramadınız. Benim sizleri amaçsız boş yere yarattığımı mı sandınız?! Oysa huzuruma getirilip verilen nimetleri ve zamanı kullanmış biçiminizden sorulacağınız da size apaçık bildirilmişti. Bugün artık Allah’tan başka gerçek Rab ve ilah olmadığını, boşuna değil de sınırlarını Allah’ın belirlediği bir hayatı yaşamak üzere yaratılmış olduğunuzu ve yarattıkları üzerinde hükümdarlık makamının yalnızca Allah’a ait olduğunu anladınız.” Böylece Allah’la birlikte başka Rab ve ilah edinmiş olanların hesabı görülerek hak ettikleri azapla cezalandırılacaklar ve asla bundan kurtulamayacaklar. Mustafa İslamoğlu Şimdi Bizim sizi boş yere ve amaçsız yarattığımız; dahası hesap vermek için Bize döndürülmeyeceğinizi sanıyorsunuz, öyle mi? Ömer Nasuhi Bilmen Ya siz zannettiniz mi ki, Biz sizi ancak bir abes yere yarattık ve hakikaten siz Bize döndürülmeyeceksiniz?» Ömer Öngüt “Bizim sizi boş yere yarattığımızı ve huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” Şaban Piriş Sizi, boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? Sadık Türkmen “Yoksa, sizi boş yere yarattığımızı mı sandınız? Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” Seyyid Kutub Sizi boşuna yarattığımızı ve huzurumuza döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? Suat Yıldırım "Bizim sizi boşuna yarattığımızı, Bizim huzurumuza dönüp hesap vermeyeceğinizi mi sandınız?" Süleyman Ateş "Bizim sizi boş yere, bir oyun ve eğlence olarak yarattığımızı ve sizin bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?" Süleymaniye Vakfı Ne zannetmiştiniz, sizi boşuna mı yaratmıştık; huzurumuza gelmeyecek miydiniz?” Tefhim-ul Kuran Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve sizin gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?» Ümit Şimşek 'Yoksa sizi boş yere yarattığımızı ve bir daha huzurumuza dönmeyeceğinizi mi sandınız?' Yaşar Nuri Öztürk "Sizi, boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?" Meal Ayet Arapça رَف۪يعُ الدَّرَجَاتِ ذُو الْعَرْشِۚ يُلْقِي الرُّوحَ مِنْ اَمْرِه۪ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ لِيُنْذِرَ يَوْمَ التَّلَاقِۙ Türkçe Okunuşu * Rafî’u-dderacâti żû-l’arşi yulkî-rrûha min emrihi alâ men yeşâu min ibâdihi liyunżira yevme-ttelâki 1. Ömer Çelik Meali Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, o büyük buluşma gününün dehşeti ile korkutmak üzere kendi emrinden olan vahyi kullarından dilediğine indirir. 2. Diyanet Vakfı Meali Dereceleri yükselten, Arş'ın sahibi Allah, kavuşma günüyle korkutmak için kullarından dilediğine iradesiyle ilgili vahyi indirir. 3. Diyanet İşleri Eski Meali Arş sahibi, varlıkların en yücesi olan Allah, kavuşma gününü ihtar etmek için kullarından dilediğine emriyle vahyi indirir. 4. Diyanet İşleri Yeni Meali O, dereceleri hakkıyla yükseltendir, Arş’ın sahibidir. Buluşma günü hakkında insanları uyarmak için, irâdesiyle ilgili vahyi kullarından dilediğine, kendi indirir. 5. Elmalılı Hamdi Yazır Meali O dereceleri yükselten Arş'ın sahibi Allah, o buluşma gününün kıyametin dehşetini haber vermek için kullarından dilediği kimseye emrinden ruh melek indiriyor. 6. Elmalılı Meali Orjinal Meali O dereceleri yüksek, Arşın sahibi telâkıy gününün dehşetini haber vermek için kullarından dilediğine ruh indiriyor 7. Hasan Basri Çantay Meali Sıfatları yüce, arşın saahibi Allah, insanları o kavuşma günü ile korkutmak için, kendi emrinden olan vahyi kullarından kimi dilerse ona ilkaa eder. 8. Hayrat Neşriyat Meali O, ihlâslı kullarının derecelerini hakkıyla yükseltendir, Arşın sâhibidir. Karşılaşma günü ile korkutmak için, kendi emrinden olan rûhu vahyi, kullarından dilediği kimseye ilka eder indirir. 9. Ali Fikri Yavuz Meali O dereceleri yükselten arşın sahibi Allah, mahlûkatın birbirine kavuşacağı kıyamet gününün dehşetini haber vermek için kullarından dilediğine Hz. Muhammed Aleyhissalâtü vesselâm'a, kendi emrinden vahy indiriyor. 10. Ömer Nasuhi Bilmen Meali Dereceleri yükselten Arş'ın sahibi olan Allah Teâlâ, kendi emrinden olan vahyi, kullarından dilediğine ilkâ buyurur ki, kavuşulacak gün ile korkutulmakta bulunsun. 11. Ümit Şimşek Meali Dereceleri yükselten ve Arş'ın sahibi olan Allah, kendi emrinden olan ruhu, kavuşma günü hakkında insanları uyarması için kullarından dilediğine indirir. 12. Yusuf Ali English Meali Raised high above ranks or degrees, He is the Lord of the Throne of Authority by His Command doth He send the Spirit of inspiration to any of His servants he pleases, that it may warn men of the Day of Mutual Meeting,- Sadece meal okumak ile Kur'ân-ı Kerim'in bir çok âyetinin anlaşılması mümkün değildir. Mutlaka bir tefsire başvurulması gerekir. Mü'min Sûresi 15. ayetinin tefsiri için tıklayınız * Türkçe okunuşlarından Kur'an-ı Kerim okumak uygun görülmemektedir. Ayetler Türkçe olarak arandıkları için sitemize eklenmiştir.

mü min suresi 115 ayet meali