Ozaman (bir de bakarsın ki) aranızda düşmanlık bulunan kimse bile, sanki sıcak ve sadık bir dost oluvermiştir. iyilikle kötülük bir olamaz, sen kötülüğü en güzel olan şeyle sav. O vakit seninle aranızda düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur. İyilikle kötülük, devletle anarşi birbirine denk olamaz.
Hicr Suresi 34. ayeti ne anlatıyor? Hicr Suresi 34. ayetinin meali, Arapçası, anlamı ve tefsiri Hicr Suresi 34. Ayetinin Arapçası: قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَاِنَّكَ رَج۪يمٌ . Hicr Suresi 34. Ayetinin Meali (Anlamı): Allah buyurdu ki: “Öyleyse çık oradan! Çünkü sen artık kovulmuş birisin!”
Nâziât Suresi 34. Ayetinin Arapçası: Nâziât Suresi 34. Ayetinin Meali (Anlamı): Her şeyi bastıran o en büyük felâket geldiği zaman! Nâziât Suresi 34. Ayetinin Tefsiri: Kıyâmetin bir ismi اَلطَّٓامَّةُ (Tâmme)dir. “Tâmme”, dayanılamayacak derecede ağır olan, her şeyi bastıran, öbür bütün belâ ve
Fussiletsuresi, 34. ayetin kelime anlamı ve karşılaştırmalı Türkçe mealleri
34. İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel şekilde sav. (Bir de bakarsın ki) seninle arasında düşmanlık olan kimse, sıcak/samimi bir dost oluvermiş. (41/Fussilet, 34) bk. 4/Nisâ, 148. 33. Ayet 35. Ayet.
Salihakadınlar, gönülden (Allah'a), itaat edenler, Allah nasıl koruduysa görünmeyeni koruyanlardır. Nüşuzundan korktuğunuz kadınlara (önce) öğüt verin, (sonra onları) yataklarda yalnız bırakın, (bu da yetmezse hafifçe) vurun. Size itaat ederlerse aleyhlerinde bir yol aramayın. Doğrusu Allah yücedir, büyüktür.
6iGA. Bakara Süresi 34 Ayet Meali Hani biz meleklere ve cinlere Adem’e secde edin demiştik de İblis dışında hepsi hemen secde etmişlerdi. O yüz çevirmiş, büyüklük taslamış ve kafirlerden Süresi 34 Ayetin Tefsiri İblis Allah’a isyan arabasına binmeden önce Azazil adında bir melekti ve yeryüzünde yaşayanlardandı. Meleklerin ibadette en çalışkanı ve en bilgilisiydi. Zaten onu kibre götüren de bunlar oldu. Meleklerin cin adındaki bir Allah’ın İblis dışında meleklerin hepsi hemen secde etmişlerdi. O yüz çevirmiş, büyüklük taslamış ve kafirlerden olmuştu’ ayeti hakkında şöyle demiştir Allah’ın düşmanı İblis, yaptığı izzet ve ikramdan dolayı Adem’i kıskandı ve Ben ateşten o ise topraktan yaratılmış varlık’ dedi ve ilk işlenen günah kibir oldu. Allah düşmanı böbürlenerek Adem’e secde etmeye yanaşmadıResulüllah Allah Adem’e kendisine secde etmesini emretti, o da secde etti. Bunun üzerine Allah Sana ve evlatlarından secde edenlere cennet mükafatı vardır buyurdu. İblis’e de, kendisine secde etmesini emretti, o ise secde etmeyi reddetti. Allah da ona Sana ve evlatlarından secde etmeyenlere cehennem vardır buyurduBakara Süresi 35 Ayetin Meali BizEy Adem! Sen ve eşin Havva beraberce cennete yerleşin; orada kolaylıkla istediğiniz zaman her yerde cennet nimetlerinden yeyin; yalnız şu ağaca yaklaşmayın. Eğer bu ağaçtan yerseniz her ikiniz de kendine kötülük eden zalimlerden olursunuz dediBakara Süresi 35 Ayetin TefsiriBakara Süresi 34 Ayetin Tefsiri Allah Adem’e meleklere ona secde etmelerini emretmesi ve İblis dışında tümünün secde etmesi ikramından sonra yaptığı ikramını haber vermektedir. Ona cenneti serbest yapmış, dilediği yerde bulunmasını, oradaki bol ve hoş nimetlerden dilediği kadar yemesini emretmiştir. rağaf’; rahatça, geniş ve bol manalarına biz demiştik ki ey Adem! Sen ve eşin hayat arkadaşın olan Havva şu cennette oturun orası sizin ikametgâhınız olsun. Dilediğiniz yerlerde onun yemişlerinden bol bol yiyin onlardan istifade edin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın onun meyvesinden yemeyin, yoksa ikiniz de zalimlerden olursunuz.Bunun üzerine gelecek cezadan dolayı nefsinize zulm ve gadr etmiş, böyle güzel, pek hoş bir cennetten çıkarılmış yenilmesi yasaklanan ağaçtan maksat, rivayetlere göre buğday veya üzüm veya incir veya kafur kesin veya açık bir delil bulunmadıkça bunu tayin etmemek en iyisidir. Nitekim Kur’an’ı Kerim’de de bu açıklanmamaktadır. Yasağa uyma hususunda hepsi de eşittir, belirlemeye ihtiyaç yoktur. Binaenaleyh biz bunu da Allah’ın ilmine havale ve büyük alim Taberi şöyle demektedir Bu hususta en isabetlisi şöyle demektir Allah Adem ile eşini cennet ağaçlarının sadece birinden nehyetmiş, onlar da ondan yemişlerdir. Bunun hangi ağaç olduğuna dair ise hiçbir bilgimiz bulunmamaktadır. Çünkü Allah ne Kur’an’da ne sahih Sünnette kulları için buna alamet olacak hiçbir şey buğday bitkisi olduğu, üzüm asması olduğu, incir ağacı olduğu… söylenmiştir. Onun bunlardan birisi olması muhtemeldir. Ancak bu, bilene bilmesi hiçbir fayda vermeyen, bilmeyene de bilmemesi hiçbir zarar getirmeyen bir bilgidir. Doğrusunu en iyi Allah Lügatte son derece tevazu ile, tezellül ile baş eğmektir. Buna “serf üm” lisanında ise ibadet kasti ile baş eğip alnı yere koymaktır. Bu secde yalnız Allah Tealaya Hz. Adem’e yaptıkları secde ise bunun ya lüğavi manası kast olunmuştur. Bunun manai şerifi kast olunduğu takdirde ise, bu Adem’in kadrini, şanını yüceltmek meleklerin ilaji emre ne kadar itaatli olduklarını göstermek için Hz. Adem’in bir kıblegahı makamında bulunmasından Bağlık, bahçelik yer demektir. Ahiret aleminde müminlere vaat edilen nimet ve saadet alemine de cennet denilmiştir ki, çoğulu Cennat ve cinandır. Bu otuz beşinci ayetteki cennetten maksat nedir? Biz bunu da Allah’ın ilmine havale ederiz. Bir rivayete göre bu, yer yüzünde bulunan ve ağaçlar ile kuşatılmış olan bir bostandan, bir mesireden ibarettir. Fakat, alimlerin çoğuna göre bundan maksat, asıl mevcut olup ahirette müminlerin nail olacakları bir sevap yurdundan, bir ebedi saadet aleminden ibarettir. Şüphe yok, Yüce Yaratıcı her şeye kadirdir. Dilediği mübâaek kulunu daha dünyada iken de cennetine kaldırıp orada yerleştirebilir. Bunu uzak göremeye asla mahal Adem Peygamberler tarihine ait kitaplarda genişçe yazılmış olduğu üzere bütün insanların İlk babası ve İlk peygamberidir. Cenab-ı Hak onu yer yüzünde bir hilkat harikası olmak üzere müstakillen topraktan yaratmış, kendisine ruh ile ilim ve irfan ihsan buyurmuş ve ona eş olarak ta “Havva” adındaki muhterem validemizi yaratmıştır. Hz. Adem ile Havva bir müddet cennette kalmışlar, bilahara yine yer yüzüne Hindistana, Havva da Cidde’ye indirilmiştir. Adem bilahara aldığı emre binaen Mekke-i Mükerreme tarafına gitmiş, orada Hz. Havva ile buluşmuştur. Rivayete göre Hz. Adem, bin veya dokuzyüzotuz sene yaşamış, vefatında Serendip dağında veya Mekke’de “Ebu Kubeys” dağında Şeytan demektir. Bu cin taifesinden bir ferttir. Küfre kabiliyetli bulunmuş, Adem’e secde etmekten kaçınmış bu husustaki ilahi emri doğru görmemiş, bu sebeple Allah’ın kahrına uğrayarak ebediyyen küfr içinde kalmıştır. Kendisi ve soyu öteden beri insanlığı saptırmaya çalışmaktadırlar. Bunların bu gizli, ruhi saptırma aldatmalarından kaçınmak, her akıllı mükellef insanın en mühim bir Yazılım / Mürşit 5 / Kur’an / Tefsir / Bilmenİbn Kesir / İbn Kesir Tefsiri –Tefsiru’l Kur’an’il Azim– / C1 / bkz 298-305
Fussilet Sûresi Türkçe Anlamı ve Meali Nedir? Fussilet sûresini, Kur'an-ı Kerim'den veya farklı bir kitaptan okumak için mutlaka abdest alınmalıdır. Mümin kadınlar regl olduğu zaman, ibadete ara vermek zorundadır. Böyle zamanlarda, namaz kılamaz, oruç tutamaz ve Kur'an okuyamazlar. Fakat takva sahibi kadınlar Kur'an-ı Kerim'de yer alan sûreleri, hatta Kur'an'ın tamamını ezbere bilebilirler. Fussilet sûresini ve mealini abdestsiz olarak ezberden okuyabilirler. Bunun dini açıdan bir mahsuru yoktur. Fussilet, namaz sûresi değildir. Dolayısıyla, namazda okunması farz değildir. Fussilet sûresi Türkçe meali şu şekildedir Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla Mîm. Kur'an, Rahmân ve Rahîm olan Allah'tan indirilmedir. bilen bir toplum için Arapça bir Kur'an olarak âyetleri genişçe açıklanmış bir kitaptır. ve uyarıcı olarak gönderilmiştir. Fakat onların çoğu yüz çevirmiştir. Artık onlar işitmezler. ki "Ey Muhammed! Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde vardır. O halde sen istediğini yap, şüphesiz biz de istediğimizi yapacağız." ki "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Allah'a ortak koşanların vay haline!" zekatı vermeyen kimselerdir. Onlar ahireti de inkar ederler. iman edip salih ameller işleyenler için ise kesintisiz bir mükâfât vardır. ki "Siz mi yeri iki günde iki evrede yaratanı inkâr ediyor ve O'na ortaklar koşuyorsunuz? O, âlemlerin Rabbidir." dört gün içinde dört evrede, yeryüzünde yükselen sabit dağlar yarattı, orada bolluk ve bereket meydana getirdi ve orada rızık arayanların ihtiyaçlarına uygun olarak rızıklar takdir etti. duman halinde bulunan göğe yöneldi; ona ve yeryüzüne, "İsteyerek veya istemeyerek gelin" dedi. İkisi de, "İsteyerek geldik" dediler. onları, iki günde iki evrede yedi gök olarak yarattı ve her göğe kendi işini bildirdi. En yakın göğü kandillerle süsledik ve onu koruduk. İşte bu, mutlak güç sahibi ve hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir. yüz çevirirlerse onlara de ki, "Ben sizi Âd ve Semûd kavimlerini çarpan yıldırım gibi bir yıldırıma karşı uyardım." onlara peygamberler önlerinden ve arkalarından3 gelmiş, "Allah'tan başkasına ibadet etmeyin" demişler, onlar da, "Eğer Rabbimiz dileseydi Peygamber olarak melekler indirirdi. Bu sebeple biz sizinle gönderilenleri inkar ediyoruz" demişlerdi. kavmi ise yeryüzünde haksız olarak büyüklük taslamış, "Bizden daha güçlü kim var?" demişlerdi. Onlar, kendilerini yaratan Allah'ın onlardan daha güçlü olduğunu görmediler mi? Onlar bizim âyetlerimizi inkâr ediyorlardı. de onlara dünya hayatında zillet azabını tattırmak için o mutsuz kara günlerde üzerlerine dondurucu bir rüzgâr gönderdik. Ahiret azâbı elbette daha rezil edicidir. Onlara yardım da edilmez. kavmine gelince biz onlara doğru yolu göstermiştik. Ama onlar körlüğü hidayete tercih etmişler ve yaptıklarına karşılık, alçaltıcı azap yıldırımı onları çarpmıştı. ve Allah'a karşı gelmekten sakınanları kurtardık. düşmanlarının, toplanıp yığın yığın cehenneme sevk edilecekleri günü hatırla! cehenneme vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri, yapmış oldukları işler hakkında, kendileri aleyhine şahitlik ederler. derilerine, "Niçin aleyhimize şâhitlik ettiniz?" derler. Derileri, "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı ve yine yalnızca ona döndürülüyorsunuz?" 22."Siz günahları işlerken kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin, aleyhinize şâhitlik etmesinden sakınmıyordunuz. Lakin, yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz." 23."İşte bu sizin, Rabbiniz hakkında beslediğiniz zannınızdır. O sizi mahvetti de ziyâna uğrayanlardan oldunuz." eğer dayanabilirlerse artık cehennem onların yeridir! Eğer Allah'ın rızasını kazandıracak amelleri işlemeye izin isteseler onlara izin verilmez. onların başına birtakım arkadaşlar sardık da bu arkadaşlar onlara geçmişlerini ve geleceklerini süslü gösterdiler. Böylece kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları ile ilgili o söz azap, onlar için de gerçekleşti. Çünkü onlar ziyana uğrayanlardı. edenler dediler ki "Bu Kur'an'ı dinlemeyin. Baskın çıkmak için o okunurken yaygara koparın." edenlere mutlaka şiddetli bir azabı tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsü ile cezalandıracağız. böyle, Allah düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi inkar etmelerinin cezası olarak orada onlar için ebedilik yurdu vardır. 29.Ateşe giren inkârcılar şöyle derler "Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster de onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağılıklardan olsunlar." "Rabbimiz Allah'tır" deyip de, sonra dosdoğru olanlar var ya, onların üzerine akın akın melekler iner ve derler ki "Korkmayın, üzülmeyin, size dünyada iken vadedilmekte olan cennetle sevinin!" 31, 32."Biz dünya hayatında da âhirette de sizin dostlarınızız. Çok bağışlayan ve çok merhametli olan Allah'dan bir ağırlama olarak, orada canlarınızın çektiği her şey var, istediğiniz her şey orada sizin için var." çağıran, salih amel işleyen ve "Kuşkusuz ben müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir? kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir. güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak hayırdan ve olgunluktan büyük payı olanlar kavuşturulur. şeytandan gelen kötü bir düşünce seni dürtecek olursa, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. gündüz, güneş ve ay Allah'ın varlığının delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer gerçekten Allah'a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah'a secde edin. onlar büyüklük taslarlarsa, bilsinler ki Rabbinin yanında bulunanlar melekler, gece gündüz hiç usanmadan onu tespih ederler. varlığının delillerinden biri de şudur Sen yeryüzünü boynu bükük kupkuru görürsün. Onun üzerine yağmuru indirdiğimiz zaman kıpırdar kabarır. Şüphesiz ki, onu dirilten, elbette ölüleri de diriltir. Şüphesiz o, her şeye gücü hakkıyla yetendir. konusunda yalanlama amacıyla doğruluktan sapanlar bize gizli kalmaz. O halde kıyamet gününde ateşe atılan mı, yoksa güven içinde gelen kimse mi daha iyidir? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz o, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir. kendilerine geldiğinde onu inkâr edenler mutlaka cezalarını göreceklerdir. Şüphesiz o çok değerli ve sağlam bir kitaptır. ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir. ancak, senden önceki peygamberlere söylenenler söylenmektedir. Hiç şüphesiz senin Rabbin hem bağışlama sahibidir, hem de elem dolu bir azap sahibidir. biz onu başka dilde bir Kur'an yapsaydık onlar mutlaka, "Onun âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Başka dilde bir kitap ve Arap bir peygamber öyle mi?" derlerdi. De ki "O, inananlar için bir hidayet ve şifâdır. İnanmayanların kulaklarında bir ağırlık vardır ve Kur'an onlara kapalı ve anlaşılmaz gelir. Sanki onlara uzak bir yerden sesleniliyor da anlamıyorlar." Biz Mûsâ'ya Kitab'ı Tevrat'ı vermiştik de, onda ayrılığa düşmüşlerdi. Eğer azabın ertelenmesi ile ilgili olarak ezelde Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında derhal hüküm verilirdi. Şüphesiz onlar Kur'an hakkında derin bir şüphe içindedirler. iyi bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kim de kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Rabbin kullara zerre kadar zulmedici değildir. ne zaman kopacağına ilişkin bilgi O'na havale edilir. Meyveler tomurcuklarından ancak O'nun bilgisi altında çıkar, dişi ancak O'nun bilgisi altında hamile kalır ve doğurur. Allah onlara, "Nerede bana ortak koştuklarınız?" diye seslendiği gün şöyle derler "Sana arz ederiz ki, içimizden onları gören hiçbir kimse yok." önce yalvardıkları tanrılar onları yüzüstü bırakıp uzaklaşmıştır. Kendileri için kaçacak bir yer olmadığını anlamışlardır. hayır mal, mülk, genişlik istemekten usanmaz. Fakat başına bir kötülük gelince umutsuzluğa düşer, yıkılır. Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka "Bu benim hakkımdır, Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülürsem, şüphesiz O'nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır" der. Andolsun, biz inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve andolsun, onlara mutlaka ağır azâptan tattıracağız. nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Başına bir kötülük gelince de yalvarmaya koyulur. ki "Ne dersiniz? Eğer o Kur'an Allah katından olup da siz de onu inkâr etmişseniz, o zaman derin bir ayrılık içinde bulunan kimseden daha sapık kim olabilir?" delillerini, kainattaki uçsuz bucaksız ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur'an'ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi? bilin ki, onlar Rablerine kavuşma konusunda şüphe içindedirler. İyi bilin ki, O, her şeyi kuşatandır.
fussilet suresi 34 ayet tefsiri