OGc8b.
Alak suresi, Kuran-ı Kerim’in 96. suresidir ve toplamda 19 ayetten oluşmaktadır. Ancak ilk 5 ayet hem anlam hem ezberleme hem de Hz. Peygamber’e inen ilk ayetler olması nedeniyle de ayrı bir yere sahiptir. "Oku" ayetiyle başlayan Alak suresi halk arasında İkra suresi olarak da bilinmektedir. Biz de ezberlemek için Türkçe ve Arapça okunuşunun yanı sıra Alak suresinin ilk 5 ayeti anlamı, fazileti, Türkçe meali ve tefsirini bir araya getirdik…ALAK SURESİ İLK BEŞ AYETİ ARAPÇASI1- İkra’ bismi rabbikelleziy halak 2- Halekal’insane min alak 3- Ikre’ ve rabbükel’ekrem 4- Elleziy alleme bilkalem 5- Allemel’insane ma lem ya’lemALAK SURESİNİN İLK BEŞ AYETİ TÜRKÇE ANLAMI1- Yaratan Rabbinin adıyla oku! 2- O, insanı bir alekadan embriyodan yarattı. 3- Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. 4- O Rab ki kalemle yazmayı öğretti. 5- İnsana bilmediği şeyleri SURESİ İLK 5 AYETİ TEFSİRİDiyanetin tefsirine göre, Alak Suresi ilk 5 ayetinde; Peygamber Efendimiz’e inen ilk vahiy olup ona ve onun şahsında bütün müslümanlara okumayı emretmiş, onları kalemle yazmaya teşvik etmiştir. İlk vahyin “oku” emriyle başlaması ve bu emrin iki defa tekrar edilmesi, okumanın ve bilmenin dinde ve insan hayatında ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Peygamber Efendimiz’e “Yaratan rabbinin adıyla oku!” buyurularak Hz. Peygamber’in okuma faaliyetine veya herhangi bir işe, başka varlıkların adıyla değil, yaratan rabbinin adıyla başlaması ve O’ndan yardım istemesi ayette “Yaratan rabbinin adıyla oku!” buyurularak özellikle yaratma sıfatına vurgu yapılmıştır. Çünkü hem insandaki okuma yeteneği ve imkanını hem de onun okuduğu, incelediği, anlamaya ve kavramaya çalıştığı objeleri, nesneleri yaratan Allah’tır. İnsan, bilgi edinme sürecinde Allah’ın verdiği imkan ve yetenekleri kullanmakta, O’nun yarattığı şartlarda ve onun yarattığı varlıklar üzerinde inceleme ve araştırmalar Suresi’nin 2. ayetindeki “alak” ile aşılanmış yumurtanın ana rahminin iç cidarına asılı vaziyetinin zigot kastedildiği Suresi 3. ayet, bir bakıma Hz. Peygamber’in bu dolaylı özür beyanına bir cevap olmaktadır. Buna göre Allah’ın keremi sonsuzdur; O, insanı “alak”tan yaratıp mükemmel bir varlık haline getiren ve peygamberlik gibi yüce bir makama kadar erdiren kudretiyle, dilediği kullarına normal yollardan, yani kalemi ve diğer bilgi malzemesini kullanarak bir hocadan bilgi almasını sağlayarak okumayı öğretir, ama O, kullarından dilediğine, bir öğretici ve öğrenim aracılığı olmadan bilgi öğretmeye de kadirdir. Alak Suresi 4 ve 5. ayetlerde kalemde sayılamayacak kadar çok ve büyük faydalar vardır. Kalem vasıtasıyla ilimler tedvin edilmiş, hikmetler kaydedilmiş, öncekilerle ilgili haberler, bilgiler zaptedilmiş, Allah tarafından indirilmiş olan kutsal kitaplar Diyanet İşleri TefsiriALAK NE DEMEKTİR?Surenin 2. ayetinde geçen ve sureye adını da veren alak kelimesi, Türkçeye alaka olarak geçmiş sözcüğün de köküdür. Alak, yapışmak ya da asılmak anlamlarına gelen fiilden türemiştir. Ancak surede yan anlamı ile kullanılan alak, insanın anne karnındaki ilk hallerinden biri olan zigot terimine karşılık SURESİNİN FAZİLETİÇeşitli İslami kaynaklar Alak Suresinin, okuyanlara Allah'u Teala'nın büyük ecirlerin yanı sıra sabır ihsan edeceğini bir hadis-i şerifinde Alak Suresini okuyanlara bütün mufassal sureleri okumuş ecri verileceğini ifade etmiştir. Hücurat Suresinden Büruc suresine kadarki surelere mufassal sureler ismi Suresini her gün okuyan kişilerin hafızasının daha kuvvetli bir hal alacağı bunlara ek olarak 7 kere Alak Suresi okumanın, kişinin muradını gerçek kılacağına inanılır. Ayrıca herhangi bir hayırlı iş için 7 kere Alak Suresi okumak, o işin rast gitmesini sağlar.
Sure adını, 80. ayette geçen ve Medine’nin kuzeyinde bulunan Semud kavminin yaşadığı yerin adından almıştır. Hicr ayette geçen yerin adıdır. Hicr suresinde Allah’ın birliğinden ve varlığından, Allah’tan başka ilah olmadığından, peygamberlik ve peygamberlere imandan söz süresinde öldükten sonra dirilme, hesap konuları ve sorgulanma yer alır. Surenin ilk konularında Kur’an-ı Kerim, vahiy gelmesi ve peygamberlikten bahsetmektedir. İnsanın bedenen yaratılışı ve ruhen yaratılışı devamında yer alır. Allah’ın rahmetinden sıkça bahsedilmiştir. Hicr süresinde Allah’tan gelen secde buyruğuna şeytanın uymaması da geçmektedir. İyi insanların ve salih ameller işleyenlerin uhrevi mükafatları bulunmaktadır. Bazı peygamberlerin kıssaları da bu surede geçmektedir. Bazı kavimlerin, inkarcıların yaptıkları kötülükler, azgınlıklar ve sonrasında nasıl helak olduklarına yer Hicr Suresi Türkçe lam ra tilke ayatül kitabi ve kur'anim yeveddüllezıne keferu lev kanu ye'külu ve yetemetteu ve yülhihimül emelü fe sevfe ya' ma ehlekna min karyetin illa veleha kitabüm ma' tesbiku min ümmetin eceleha ve ma yeste' kalu ya eyyühellezi nüzzile aleyhiz zikru inneke le ma te'tına bilmelaiketi in künte mines nünezzilül melaikete illa bil hakkı ve ma kanu izem nahnü nezzelnez zikra ve inna lehu le le kad erselna min kablike şiyeıl ma ye'tıhim mir rasulin illa kanu bihı neslükühu fı kulubil yü'minune bihı ve kad halet sünnetül lev fetahna aleyhim babem mines semai fe zallu fıhi ya' kalu innema sükkirat ebsaruna bel nahnü kavmün le kad cealna fis semai bürucev ve zeyyennaha lin hafıznaha min külli şeytanir menisterekas sem'a fe etbeahu şihabüm erda medednaha ve elkayna fıha ravasiye ve embetna fıha min külli şey'im cealna leküm fıha meayişe ve mel lestüm lehu bi im min şey'in illa ındena hazinühu ve ma nünezzilühu illa bi kaderim ma' erselner riyaha levakıha fe enzelna mines semai maen fe eskaynakümuh ve ma entüm lehu bi inna le nahnü nuhyı ve nümıtü ve nahnül le kad alimnel müstakdimıne minküm ve le kad alimnel müste' inne rabbeke hüve yahşüruhüm innehu hakımün le kad halaknel insane min salsalim min hameim canne halaknahü min kablü min naris iz kale rabbüke lil melaiketi innı haliküm beşeram min salsalim min hameim iza sevveytühu ve nefahtü fıhi mir ruhıy fekau lehu secedel melaiketü küllühüm iblıs eba ey yekune meas ya iblısü ma leke ella tekune meas lem ekül li escüde li beşerin halaktehu min salsalim min hameim fahruc minha fe inneke inne aleykel la'nete ila yevmid rabbi fe enzırnı ila yevmi yüb' fe inneke minel yevmil vaktil ma' rabbi bima ağveytenı le üzeyyinenne lehüm fil erdı ve le uğviyennehüm ıbadeke minhümül haza sıratun aleyye ıbadı leyse leke aleyhim sültanün illa menittebeake minel inne cehenneme le mev'ıdühüm seb'atü ebvab likülli babim minhüm cüz'üm müttekıyne fı cennativ ve bi selamin neza'na ma fı sudurihim min ğıllin ıhvanen ala sürurim yemessühüm fıha nesabüv ve ma hüm minha bi ıbadı ennı enel ğafurur enne azabı hüvel azabül nebbi'hüm an dayfi dehalu aleyhi fe kalu selama kale inna minküm la tevcel inna nübeşşiruke bi ğulamin e beşşertümunı ala em messeniyel kiberu fe bime beşşernake bil hakkı fe la teküm minel ve mey yaknetu mir rahmeti rabbihı illed fe ma hatbuküm eyyühel inna ürsilna ila kavmim ale lut inna le müneccuhüm kadderna inneha le minel cae ale lutnil inneküm kavmümü bel ci'nake bima kanu fıhi eteynake bil hakkı ve inna le esri bi ehlike bi kıt'ım minel leyli vettebı' edbarahüm ve la yeltefit minküm ehadüv vemdu haysü tü' kadayna ileyhi zalikel emra enne dabira haülai maktuum cae ehlül medıneti inne haülai dayfı fe la ve la e ve lem nenheke anil haülai benatı in küntüm amruke innehüm le fı sekratihim ya' ehazethümüs sayhatü cealna aliyeha safileha ve emtarna aleyhim hıcaratem min fı zalike le ayatil lil inneha le bisebılim fı zalike le ayatel lil mü' in kane ashabül eyketi le minhüm ve innehüma le bi imamim le kad kezzebe ashabül hıcril ateynahüm ayatina fe kanu anha mu' kanu yenhıtune minel cibali büyuten ehazethümüs sayhatü ma ağna anhüm ma kanu ma halaknes semavati vel erda ve ma beynehüma illa bil hakk ve innes saate le atiyetün fasfehıs safhal rabbeke hüvel hallakul le kad ateynake seb'am minel mesanı vel kur'anel temüddenne ayneyke ila ma metta'na bihı ezvacem minhüm ve la tahzen aleyhim vahfıd cenahake lil mü' kul innı enen nezırul enzelna alel cealül kur'ane ve rabbike le nes'elennehüm kanu ya' tü'meru ve a'rıd anil kefeynakel yec'alune meallahi ilahen ahar fe sevfe ya' le kad na'lemü enneke yedıyku sadruke bima sebbıh bi hamdi rabbike ve küm mines rabbeke hatta ye'tiyekel yekıynHicr Suresi Türkçe Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın edenler, "Keşke müslüman olsaydık" diye çok arzu onları yesinler içsinler, yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride gerçeği ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı belli vakti toplum ecelini geçemez ve ondan geri de ki "Ey kendisine Zikir Kur'an indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!"7."Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!" melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet o zikri Kur'an'ı biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber kendilerine gelen her peygamberle alay şekilde onların tutumlarına uygun olarak biz onu suçluların kalbine milletlerin helakine dair Allah'ın kanunu geçmiş iken onlar buna Kur'an'a gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar yine "Gözlerimiz döndürüldü, biz herhâlde büyülenmiş bir toplumuz" biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için kovulmuş her şeytandan kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü bir biçimde her şeyi hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz her şeye gerçek biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları senin Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan de daha önce dumansız ateşten Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin" üzerine bütün melekler saygı ile İblis, saygı ile eğilenlerle beraber olmaktan "Ey İblis! Saygı ile eğilenlerle beraber olmamandaki maksadın ne?" dedi ki "Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem."34, "Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir" "Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver" da, "O halde sen vakti yalnızca benim tarafımdan bilinen güne kıyamete kadar mühlet verilenlerdensin" "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım" "İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hakimiyetin yoktur" cehennem, onların hepsinin buluşacağı yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar "Girin oraya esenlikle, güven içinde" onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber İbrahim'in misafirlerinden de haber misafirler İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam" demişlerdi. O da, "Gerçekten biz sizden korkuyoruz" "Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz" "Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?" sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma" ki "Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?" "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dediler "Şüphesiz biz suçlu bir millete ailesi başka Onlar suçlu değillerdir. Lût'un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik."61, melekler Lût'un ailesine gelince Lût onlara, "Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz" ki "Evet, fakat biz sana kavminin şüphe etmekte olduğu azabı getirdik."64."Biz sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz."65."Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere doğru geçin gidin." şu durumu kesin olarak bildirdik "Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak." halkı sevinerek dedi ki "Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin."69."Allah'a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın" "Biz seni insanlarla ilgilenmekten menetmemiş miydik" "İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız onlarla evlenebilirsiniz" Lût'a "Ömrüne andolsun ki onlar şehvetten gözleri dönmüş halde sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar Bu durumda asla seni dinlemezler" güneşin doğuşu sırasında o korkunç uğultulu ses onları onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler şehrin kalıntıları hâlâ mevcut olan bir yol üstünde bunda inananlar için bir ibret halkı da şüphesiz zalim da intikam aldık. İkisi de Lût kavminin yaşadığı Sodom ile Şuayb kavminin yaşadığı Eyke belirgin bir anayol üzerinde Hicr halkı da peygamberleri onlara âyetlerimizi vermiştik de onlardan yüz güven içinde dağlardan evler da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses oldukları şeyler kendilerine bir fayda gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele Rabbin hakkıyla yaratanın ve herşeyi bilenin ta biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve büyük Kur'an'ı bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü'minlere şefkat kanadını ki "Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım." biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da kitap onlar, bir kısmına inanıp, bir kısmını inkar ederek Kur'an'ı da parça parça andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah'a ortak koşanlara aldırış biz, Allah ile beraber başka ilah edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını halde Rabbini hamd ile tesbih et yücelt ve secde edenlerden ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet Suresi Arapça YazılışıHicr Suresi KonusuSûrenin ilk konusu Kur’an, vahiy ve peygamberliktir. Daha sonra insanın beden ve ruh varlığının yaratılış süreci ile İblîs’in Allah’tan gelen secde buyruğuna uymaması anlatılır. İyilerin uhrevî mükâfatları, Allah’ın rahmetinin genişliği; Hz. İbrâhim ve Lût ile Eyke halkı ve Hicr halkıyla ilgili kısa bilgiler, Hz. Peygamber’e ve müminlere verilen müjdeler, inkârcılara yapılan uyarılar sûrenin belli başlı Suresi FaziletiBazı tefsir kitaplarında meselâ bk. Zemahşerî, II, 320; Beyzâvî, I, 657 sûrenin fazileti hakkında Übey b. Kâb’dan rivayet edilen, “Hicr sûresini okuyan kimseye muhacirlerin, ensarın ve Hz. Peygamber’le alay eden kişilerin sayısının on katı ecir verilir” meâlindeki hadisin mevzû olduğu kabul edilmektedir İbnü’l-Cevzî, I, 239-241; Zerkeşî, I, 432; İbn Hacer, IV, 94.Hicr Suresi TesfiriKur’ân-ı Kerîm’in bazı sûrelerinin başında yer alan bu harflere “hurûf-ı mukattaa” adı verilir İslâm bilginlerinin bu harflerle ilgili görüş ve yorumları hakkında bilgi için bk. Bakara 2/1.Âyetteki “bu” işaret zamiri sûrenin âyetlerini ve onların içerdiği bilgileri gösterir. Taberî’ye göre “kitap” –bugün Kitâb-ı Mukaddes diye anılan– Tevrat ve İncil gibi önceki kitaplardır; “Kur’an” ise Kur’ân-ı Kerîm’in o zaman henüz tamamlanmadığı için bütününü değil inzal edilmiş olan kısmını ifade eder XIV, 1. Zemahşerî hem “kitap” hem de “Kur’an” kelimesiyle konumuz olan sûrenin kastedildiğini belirtir II, 309. Râzî’ye göre ise her iki kelimeden maksat Kur’ân-ı Kerîm’dir; fakat ilki onun yazılı şeklini, ikincisi de okunuşunu ifade eder XIX, 151. İbn Âşûr da bu görüşü tercih etmiştir XIV, 8.Âyetin sonundaki mübîn kelimesi genellikle “açık seçik, anlaşılan” veya kısaca “apaçık” şeklinde çevrilir. Taberî’ye göre kelime burada, “O Kur’an âyetleri, üzerinde düşünüp taşınanlara doğruluk ve hidayet yolunu açıklar” anlamına gelecek bir konumda kullanılmıştır. Bu anlama göre sûrenin başında dinleyici ve okuyucu, sıradan bir sözle değil, insanlığa doğruluk ve hidayet yolunu gösteren, ebedî kurtuluş için gerekli olan inanç ve amel hayatıyla ilgili bilgiler ve dersler veren ilâhî kelâmla karşı karşıya bulunduğu hususunda uyarılmakta; âyetleri bu şuurla, onlardan istifade edecek tarzda dikkatli ve edepli bir şekilde dinlemek veya okumak gerektiğine işaret edilmektedirSonuç olarak sûrenin başında ilâhî vahyin önemine dikkat çekilmekte, onu dikkatle dinleyip aydınlatıcı içeriğinden yararlanarak doğru yolu bulmanın gerekliliği vurgulanmaktadır. Ayetel Kürsi duasını okumak için Ayetel Kürsi linkine tıklayabilirsiniz.
Nisâ Sûresi 19. Ayet Tefsiri Hakkında Konusu Nuzül Fazileti Nisâ Sûresi Hakkında Nisâ sûresi Medine’de nâzil olmuştur, 176 âyettir. İsmini, birinci âyette geçen ve “kadınlar” mânasına gelen اَلنِّسَاءُ Nisâ kelimesinden alır. Ayrıca bu kelime sûre boyunca sıkça tekrar edilmektedir. Mushaf tertîbine göre 4, nüzûl sırasına göre 98. sûredir. Kur’ân-ı Kerîm’in 114 sûresi içinde اَلرِّجَالُ ricâl yani “Erkekler” ismini taşıyan bir sûre olmayıp, “Nisâ” ismiyle anılan bir sûrenin olması ve sûrede daha çok kadınlarla alakalı konuların ele alınması, İslâm’ın kadına verdiği değer açısından dikkat çekicidir. Daha önce hep ikinci planda tutulmuş ve hakları yenmiş kadınları onurlandırmanın ve onları İslâm toplumu içinde layık oldukları yere oturtmanın açık bir işaretidir. Nisâ Sûresi Konusu Sûrede öncelikle toplumun temeli olan ailenin istikrarı için gereken tavsiye ve direktifler verilir. Bu açıdan bilhassa nikah ve mirasla alakalı hükümler açıklanır. Kadından ve kadınların toplum içindeki yerinden bahsedilir. Kadınlarla erkeklerin aynı asıldan geldiklerine vurgu yapılarak, akrabalık haklarına riayet emredilir. Emanetin ehline verilmesinin ve adâletin lüzumu hatırlatılır. Ayrıca vakit namazı, korku namazı, namaz için gerekli taharet ve teyemmüm gibi konulara temas edilerek insanların sağlam ve sıhhatli bir kulluk şuuru oluşturmalarında önemli hususlara yer verilir. Mü’minler kendilerini savunmaya teşvik edilir. Bununla birlikte onlara İslâm’ı tebliğ etmenin ehemmiyeti de öğretilir. Hicretin hükmü açıklanır. Mü’minlerle “münafıklar, yahudiler ve müşrikler” arasındaki münâsebetlere ait hükümler getirilir. Yahudilerin bazı yanlış inanç, tutum ve davranışları tenkit ve tashih edilir. Her şeyin ötesinde en çok müslüman fert ve toplumu kuvvetlendirme ve sağlam bir birlik oluşturma gayesiyle, müslüman şahsiyetinin ve ahlâkî karakterinin mükemmel, yüksek ve güçlü olması yönünde telkinler yapılır. İbn Abbas şöyle der Nisâ suresinde bulunan sekiz âyet, bu ümmet için güneşin üzerine doğduğu ve battığı şeylerin hepsinden hayırlıdır “Allah, haramları ve helâlleri size apaçık bildirerek yolunuzu aydınlatmak istiyor …” Nisâ 4/26 “Allah sizi günahlardan, yanlış yollara gitmekten koruyup affına ve rahmetine yöneltmek diliyor.…” Nisâ 4/27 “Allah sizin yükünüzü hafifletip dinî hayatı yaşanılır kılmak istiyor. …” Nisâ 4/28 “Siz eğer yasaklanan büyük günahlardan sakınırsanız, biz sizin küçük günahlarınızı örteriz…” Nisâ 4/31 “Allah zerre kadar bile olsa kimseye zulmetmez.” Nisâ 4/40 “Allah, kendisine şirk koşulmasını kesinlikle bağışlamaz. Bunun altındaki günahları ise dilediği kimse için affeder…” Nisâ 4/48 “Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, şüphesiz Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olarak bulur.” Nisâ 4/110 “Eğer siz şükredip inanırsanız Allah size ne diye azap etsin.” Nisâ 4/147 İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân, I, 448 Nisâ sûresi, içerisinde hukukî ve ahlâkî hükümlerin en çok bulunduğu sûrelerden birisidir. Kulların bütün bu ağır hükümlerin üstesinden gelebilmeleri için sûreye takvâdan ve Allah’ın her şeyi görüp bildiğinden söz edilerek başlanmaktadır. Nisâ Sûresi Nuzül Sebebi Mushaftaki sıralamada dördüncü, iniş sırasına göre doksan ikinci sûredir. Mümtehine sûresinden sonra, Zil âl’den önce inmiştir. Bakara, Enfâl, Âl-i İmrân, Ahzâb ve Mümtehine sûreleri Medine’de Nisâ’dan önce nâzil olmuştur. Sûrenin, hicretten sonra 5 veya 6. yılda, Müreysî Gazvesi’nde dinî hükümler ve uygulamalar arasına girdiği bilinen teyemmüm âyetini ihtiva etmesi ağırlıklı olarak bu yıllarda indiğini düşündürmektedir. Buhârî’de yer alan “Ferâiz”, 14 Nisâ sûresinin 176. âyetinin Kur’an’ın son âyeti olduğu yönündeki rivayet dikkate alındığında, başka bazı sûreler gibi bunun da nüzûlünün geniş bir sürede tamamlandığı söylenebilir. Sûrenin hicret günlerinde veya Mekke’de nâzil olduğunu ifade eden rivayetler zayıf bulunmuştur. “Ey insanlar!” hitabıyla başlayan sûrelerin Mekke’de vahyedildiği yönündeki kabulden hareketle ileri sürülen son iddiaya şöyle karşı çıkılmıştır Medine’de geldiği bilinen birçok âyette benzer hitaplar bulunmaktadır ve Medine’de “ey insanlar!” denildiğinde bununla yalnızca Medineliler kastedilmez; dolayısıyla bu hitap Mekke’de inişin işareti değildir İbn Âşûr, IV, 212. Nisâ Sûresi Fazileti İbn Abbas şöyle derNisâ suresinde bulunan sekiz âyet, bu ümmet için güneşin üzerine doğduğu ve battığı şeylerin hepsinden hayırlıdır“Allah, haramları ve helâlleri size apaçık bildirerek yolunuzu aydınlatmak istiyor …” Nisâ 4/26“Allah sizi günahlardan, yanlış yollara gitmekten koruyup affına ve rahmetine yöneltmek diliyor.…” Nisâ 4/27“Allah sizin yükünüzü hafifletip dinî hayatı yaşanılır kılmak istiyor. …” Nisâ 4/28 “Siz eğer yasaklanan büyük günahlardan sakınırsanız, biz sizin küçük günahlarınızı örteriz…” Nisâ 4/31“Allah zerre kadar bile olsa kimseye zulmetmez.” Nisâ 4/40 “Allah, kendisine şirk koşulmasını kesinlikle bağışlamaz. Bunun altındaki günahları ise dilediği kimse için affeder…” Nisâ 4/48 “Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah’tan bağışlanma dilerse, şüphesiz Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhamet edici olarak bulur.” Nisâ 4/110“Eğer siz şükredip inanırsanız Allah size ne diye azap etsin.” Nisâ 4/147 İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’ân, I, 448 يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا يَحِلُّ لَكُمْ اَنْ تَرِثُوا النِّسَٓاءَ كَرْهًاۜ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا بِبَعْضِ مَٓا اٰتَيْتُمُوهُنَّ اِلَّٓا اَنْ يَأْت۪ينَ بِفَاحِشَةٍ مُبَيِّنَةٍۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِالْمَعْرُوفِۚ فَاِنْ كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا وَيَجْعَلَ اللّٰهُ ف۪يهِ خَيْرًا كَث۪يرًا ﴿١٩﴾ Karşılaştır 19 Ey iman edenler! Kadınları mirâs yoluyla zorla almanız size helâl değildir. Onlar apaçık bir hayâsızlık yapmadıkça, kendilerine verdiğiniz şeylerin bir kısmını geri almak için onları sıkıştırmayın. Eşlerinizle hoşça ve güzelce geçinin. Onlardan hoşlanmazsanız da sabredin. Olabilir ki bir şey hoşunuza gitmez de, bakarsınız Allah onda sizin için pek çok hayırlar takdir etmiştir. TEFSİR Âyetin iniş sebebi hakkında İbn Abbas şöyle der“Câhiliye döneminde bir adam öldüğü vakit onun velileri, adamın hanımı üzerinde daha bir hak sahibi olurlardı. Onlardan biri istediği takdirde onunla evlenebilirdi. İsterlerse onu başkasıyla evlendirir, istemezlerse evlendirmezlerdi. Onlar, kadının akrabalarından daha çok onun üzerinde hak sahibi idiler. Bunun üzerine bu âyet-i kerîme nâzil oldu. Buhârî, Tefsir 4/6; Ebû Dâvûd, Nikâh 23Âyetteki “kadınları mirâs yoluyla zorla almak” ifadesi kadınların kendisi için söz konusudur. Âyetin bu kısmına “kadınlara zorla vâris olmanız size helâl değildir” şeklinde mâna vermek de mümkündür. Bu ifade ise onların malları için söz konusudur. İslâm’dan önce her ikisi de yapılmaktaydı. Bir adam, babası öldüğünde üvey annesine sahip olurdu. Eğer ölen kişinin başka bir eşinden oğlu yoksa, şayet kadın erken davranıp akrabalarının yanına kaçamazsa, ölenin yakınlarından birisi kadının üzerine bir elbise atar ve ona sahip olurdu. İstediği takdirde ölenin verdiği mehir dışında herhangi bir mehir vermeksizin onunla evlenirdi. İsterse de başkasıyla evlendirir, mehrini kendisi alır, kadına o mehirden bir şey vermezdi. Bir de kadının kendisine değil, malına zorla vâris olmak vardı. Bu da iki şekilde olurdu Ya kocası karısını sevmediği halde boşamaz, ölmesini ve malının kendisine kalmasını beklerdi. Ya da veliler velayetleri altındaki kadın ve kızları evlendirmez, böylece mallarının kendilerine kalmasını isterlerdi. İslâm geldikten sonra câhiliye döneminin bütün bu haksız âdetleri sona ermiştir. bk. Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, X, 9-10 “Apaçık bir hayâsızlık” kaydı zinayı veya karı kocanın ayrılmasını gerektirecek bir davranışı, hak ve sınır tanımaz bir durumu ifade eder. Kadın evlilik hukukunun sona ermesini gerektirecek böyle bir harekette bulunursa ancak, koca daha önce kendisine verdiği mehrin bir kısmını almak için kadını zorlayabilir ve böylelikle evliliği sona erdirebilir. Eğer böyle bir durum yoksa, erkeğin eşiyle iyi geçinmesi, ona karşı dinin meşrû gördüğü, aklın ve örfün hoş karşıladığı şekilde muamele etmesi son kısmı, âile yapısını ayakta tutmak için çok mühim bir kaide koymaktadır Evliliğin başında kişinin eşinin gerek fizikî güzellik gerek ahlâk bakımından bazı hoşa gitmeyen eksiklikleri olabilir. Koca ilk planda bunlara takılarak hemen eşini boşama yoluna gitmemelidir. Sabırlı, soğuk kanlı ve dikkatli davranmalıdır. Çünkü o hanımın mutlu bir aile hayatının temini için henüz keşfedilmemiş farklı güzellikleri olabilir. Bu güzelliklerin ortaya çıkmasına fırsat vermek gerekir. Zamanla onun iyi yönlerinin, eksikliklerinden daha fazla olduğunu ve onların eksikliğini kapatacak kadar baskın olduğunu anlayabilir. Resûlullah “Mü’min bir erkek, mü’min olan hanımından tiksinip nefret etmesin. Çünkü onun bir huyundan hoşlanmayacak olsa dahi, bir başka huyundan hoşlanabilir” Müslim, Radâ 61 buyurur. Bu sebeple kocanın uzun bir süre düşünmeden, hanımının eksisini artısını tartmadan onu boşamaya karar vermesi doğru değildir. Çünkü boşanma, Allah’ın sevmediği ve başka çare kalmayınca başvurulacak bir durumdur. Evlilik ise, ortada ciddi bir sebep bulunmadığı halde sadece duyguların tesiriyle kolayca bozulabilecek bir akit ne olursa olsun erkek eşini boşayıp yerine bir başkasını almak istiyorsa, evvelki eşine çuvallar dolusu mehir vermiş de olsa ondan bir şeyi alması helâl olmaz Kaynak Ömer Çelik Tefsiri
Şura Süresi fazileti ve sırları Allah’ın kullara olan hitabıdır. Kur’an-ı Kerimin önemli surelerinden olan Şura süresi ve ayetleri yeni nazil oluyormuş gibi hala gençliğini ve tazeliğini korumaktadır. Tıpkı şu sözün doğrululuğu gibi “Zaman ihtiyarlandıkça Kur´an gençleşiyor” Bu nedenle Şura süresinin ayetleri zahir ve sarih manasından başka çok ince ve latif manaları da vardır. Kişi okuduğu zaman bir takım maddi ve manevi armağanlar verilir. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm okumak ve okutmak çok sevâbdır. Kur’ân-ı Kerîm okumakla alâkalı olarak sevgili Peygamberimiz buyurdu ki “Ümmetimin en hayırlısı, Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenen ve öğretendir.” Kur’an okumaktan maksat, öncelikle onun emir ve nehiylerine uymaktır. Fakat sadece okumanın da sevabı ve mükâfatı vardır. Kur’an, insanlığın hakikî saadetini te’min edecek her türlü îtikad, amel ve ahlâk esaslarını ihtiva eder. Hem lâfzı, hem de mânası itibariyle, en büyük ve ebedi bir mu’cizedir. Peygamberimiz asm bu hususta şöyle buyurmuştur “Hiçbir peygamber yoktur ki, onlara kendi zamanlarındaki insanların inandıkları kadar mu’cize verilmiş olmasın. Mu’cize olarak bana verilen ise, ancak Allah’ın bana vahyettiği Kur’andır. Bunun için kıyâmet gününde ben, peygamberlerin en çok ümmeti bulunanı olacağımı ümid ederim.” Buhari, Fezailü’l-Kur’an, 1 Kur’ân-ı kerîmin kırk ikinci sûresi. Şûrâ sûresi, Mekke’de nâzil oldu indi. Elli üç âyet-i kerîmedir. Otuz sekizinci âyetinde geçen Şûrâ kelimesinden dolayı, Sûret-üş-Şûrâ denilmiştir. Sûrede; Allahü teâlânın kudret ve azameti, müşriklerin âhiretteki cezâları, Allahü teâlânın lütfu ve affının çokluğu bildirilmektedir. Kurtubî, Ebû Hayyan, İbn-i Abbâs, Râzî ŞURA SURESİ NEDEN İNDİRİLMİŞTİR? “Kabul edilen şeyin ardından, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında boştur.” ayetinin 16. ayet nüzul sebebiyle ilgili olarak İbni Münzir, İkrime’den şöyle rivayet etmiştir “Allah m yardımı ve zaferi gelince…” Nasr, 110/1 ayeti nazil olunca, Mekke müşrikleri, aralarında bulunan müminlere “İnsanlar grup grup Allah’ın dinine madem girdiler, o halde aramızdan çıkın, ne diye hala aramızda duruyorsunuz!” dediler. Bunun üzerine “kabul edilen şeyin ardından, Allah hakkında tartışmaya girenlerin…” ayeti nazil oldu. Ayet hakkında Abdürrezzak’ın Katade’den rivayeti ise şöyledir Allah hakkında münakaşa edenler, Yahudi ve Hristiyanlardır. Onlar şöyle demişlerdir Bizim kitabımız sizin kitabınızdan öncedir. Peygamberimiz de sizin Peygamberinizden öncedir. O halde biz sizden daha hayırlıyız. ŞURA SÛRESİ’NİN FAZİLETİ VE YARARLARI* Kim Şûrâ sûresini okursa, meleklerin istiğfâr ve merhamet istedikleri kimselerden olur. Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri * Bu sureyi okuyan kimse bi-iznillah hasmını malup eder. * Ciğer rahatsızlığı olanlar, bu sureyi yazıp zemzem suyunun içinde beklettikten sonra içerlerse, bi-iznillah şifa olur. * Hafızayı kuvvetlendirip bir daha unutmamak isteyen kişi Şura suresinin 52-53. ayetlerini yazıp içersinde zemzem ve az bir miktar bal bulunan bir kabın içinde bekletip, üç cuma sabahı aç karnına içerse, biz-iznillah şifa olur. * Şura suresini 33 defa okuyan kimseyi, Allah u teala düşman korkusundan emin Suresi Kuranı kerimin 484. ayettir. * Şerri Büyük kişilerden korunmak için Şura Suresi sürekli okunmalıdır. * Organlarında her hangi bir rahatsızlık olan kimse için Şura Suresi zemzem suyuna okunup içirilerse Allahın izniyle hasta sağlık bulur. * Ticarethanesi batan, işleri yolunda gitmeyen kardeşlerimiz Şura Suresini bol bol okusun, * Kurak Bölgelerde Yağmur için Şura Suresinin 28. ayeti kerimesi bolca zikredilmelidir, * Hafıza zayıflığı çeken her kimse Şura Suresinin 52 ve 53. ayeti kerimelerini sürekli zikrederse Allahü Teala’nın izniyle hafıza problemleri ortadan yok olur..
sura suresinin 19 ayetinin fazileti