Cumhuriyetinİlanını Hızlandıran Olay. 1923 sonbaharında mevcut hükümet istifa etmiş, yerine bir türlü yenisi seçilememiştir. ‘Sonbahar Bunalımı’ denilen bu gelişme cumhuriyetin ilanını hızlandırmıştır. Cumhuriyetin İlanı ile ilgili diğer konu anlatımlarımıza aşağıdaki linklere tıklayarak ulaşabilirsiniz.
4 Cumhuriyetin ilanı kolaylaştı. 2. Cumhuriyetin ilanı (29 Ekim 1923) Mustafa Kemal Paşa Milli Mücadele döneminde attığı her adımda halkın desteğini sağlamaya çalışmıştı. 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılması ile yeni Türk devleti kurulmuş oluyordu. Bu devlet milli egemenlik İlkesine dayalı idi.
3Cumhuriyet Dönemi Edebiyat Akımları. 3.1 Beş Hececiler. 3.2 Millî Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şiir. 3.3 Yedi Meşaleciler. 3.4 Garip hareketi (Birinci Yeni) 3.5 Serbest nazım ve toplumcu şiir. 3.6 İkinci Yeniler. 3.7 İkinci Yeni sonrası toplumcu şiir. 3.8 Hisarcılar.
Lozan Antlaşması’nın 24 Temmuz’da imzalanmasının ardından geçen sancılı süreç, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yarın Cumhuriyet ilân edeceğiz” sözleri ve Cumhuriyet’in ilanı ile nihayete ermişti. Atatürk’ün önderliğinde, "Ya istiklal ya ölüm" parolası ile kazanılan bağımsızlık savaşının
Türkiye'de Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923) 7 Haz 2020. Portal konusu. #1. Cumhuriyetin ilanı, hukuksal olarak, İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi 'nin 29 Ekim 1923 günü gerçekleşen oturumunda Mustafa Kemal 'in hazırladığı anayasa değişikliği teklifinin kabul edilmesiyle Türkiye Devleti'nin yönetim şeklinin
29Ekim 1923 günü Atatürk,milletvekilleri ile görüştükten sonra taslağı hazırlanan cumhuriyet önergesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne verildi.Meclis önergeyi kabul etti.Böylece ülkemizde cumhuriyet yönetimi kuruldu.Atatürk kurulan Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı oldu.Cumhuriyet'in ilanı yurtta sevinç ve coşku
58a3uB. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesi hakkında detaylı bir yazı hazırladık. Son yıllarını içte ve dışta zorlu mücadelelerle geçiren imparatorluk çökerken, inanılmaz bir mücadeleyi kazanan çağdaş ve laik bir devletin önü açılıyor. Şimdi Genç Türkiye devletinin kurulduğu günlere Mustafa Kemal Atatürk 28 Ekim 1923 akşamı yakın çalışma arkadaşlarını Çankaya'da akşam yemeğine davet etti. Yemekte, günün önemli konuları hakkında herkes fikrini söylüyor, sohbet giderek koyulaşıyordu. Gündemdeki konulardan biri de elbette hükümetin bir gün önceki istifaydı. Yeni hükümette yer alacak isimler hakkında fikirler belirtiliyor, Paşa onları dinliyordu. Nihayet Mustafa Kemal kimilerinin beklediği kimilerinin beklemediği açıklamayı yaptı "Yarın Cumhuriyet'i ilan edeceğiz!" Ertesi gün Meclis açıldığında 1921 Anayasası'nın birinci maddesine "Türkiye devletinin şekl-i hükümeti cumhuriyettir" ifadesi eklendi ve Türkiye'de cumhuriyet resmen ilan edildi. Böylece 600 yıllık Osmanlı Devleti yerini, laik ve modern bir ulusal devlete de I. Dünya Savaşı'nın ardından 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Mütakeresi'ni izleyen beş yıl içinde olaylar baş döndürücü bir hızla gelişmişti Ülkenin işgale uğraması, Ankara'da TBMM'nin açılması, ulusal güçlerden düzenli bir ordu kurulması, işgalci güçlere karşı Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması, saltanatın kaldırılması, Lozan'da kalıcı bir barış antlaşmasının imzalanması ve nihayet 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet'in ilan imzalanmasından 23 Nisan 1920'den Ankara'da TBMM açılmasına kadar olan dönemde ülkenin her tarafında toplanan kongrelerde yerel ve bölgesel kurtuluş çareleri arandı. Sonra bütün bu güçler TBMM çatısı altında tek bir merkezde toplandı ve Kurtuluş Savaşı Mustafa Kemal'in başkanlığındaki bu meclisin yönetimi altında gerçekleştirildi. Meclis aynı zamanda birbiri ardına çıkardığı kanunlar ve aldığı kararlarla yeni Türkiye'nin temellerini Savaşı üç cephede yapıldı. Batı Cephesi'ndeki savaşlar Yunanlıların 15 Mayıs 1919'da İzmir'e çıkmalarının ardından başladı ve 1922 yılının eylül ayına kadar sürdü. Güney Cephesi'ndeki savaş 1920 yılı boyunca 1921 yılının başında Fransızlarla yapıldı, 1921 yılının son baharında yapılan Ankara Antlaşması'yla sonuçlandı. Ülkenin batı ve güneyindeki bazı yöreleri işgal eden İtalyanlar buralardaki Müdafaa-i Hukuk örgütlenmesine herhangi bir zorluk çıkartmadılar. Temmuz 1921 tarihinde İtalyanların buralardan çekilmesiyle İtalya'yla sorun halledildi. Doğu Cephesi'nde ise 1920 sonbaharında Ermenistan'la savaşıldı. Bu savaş 1920 sonu ve 1921 yılı içinde yapılan Gümrü, Moskova ve Kars antlaşmalarıyla sona taraflı kuşatmaSovyetler Birliği ile imzalanan dostluk antlaşması savaşın sonuçlarını büyük oranda etkiledi23 Nisan 1920'de Ankara'da TBMM açıldığında askeri açıdan çözüm henüz uzaktı. İstanbul'daki işgal sürmekteydi. Batı Anadolu'da İzmir ve çevresinde Yunan güçleri ilerliyordu. Doğu Anadolu'da henüz önemli bir çatışma söz konusu değildi. Güneyde ise Fransızlar, Adana, Kozan, Osmaniye, Tarsus, Mersin ve Pozantı'yı Suriye ve Mısır'dan getirdikleri Ermeniler yardımıyla işgal etmişti. Bunlara ek olarak, Maraş, Antep ve Urfa'ya da, daha önce buraları işgal eden İngilizlerin 1919 sonbaharında çekilmeleri üzerine Fransızlar yerleşmişti. Ancak milis güçlerinin aralıksız taciz ettiği Fransızlar Meclis açılmadan Maraş ve Urfa'yı terk etmek zorunda açıldıktan sonra temmuz ayı sonuna kadar, Yunanlılar Salihli, Akhisar, Alaşehir, Balıkesir, Bandırma, İznik, Bursa ile Trakya'nın tamamını ele geçirdi. Türk ve Yunan birlikleri 1921'in ocak ve mart aylarında İnönü'de iki kez karşılaştılar. İnönü Savaşları olarak bilinen bu savaşların her ikisinde de Yunanlılar Miralay İsmet Bey'in İnönü komuta ettiği birlikler karşısında geri çekilmek zorunda Cephesi'nde, Türk ordusu 18 Eylül 1920'de Ermenistan'a karşı saldırıya geçti; Kars, Sarıkamış ve Gümrü'yü aldıktan sonra 3 Aralık 1920'de Ermenilerle Gümrü Antlaşması imzalandı. 16 Mart 1921'de Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında Moskova'da bir dostluk antlaşması imzalandı. Doğudaki barışını son halkalarını, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan'la 1921'de imzalanan 1921'de imzalanan Kars Antlaşması ile 1922'de Ukrayna'yla imzalanan dostluk antlaşması Cephesi'nde Fransızlara karşı direniş milis güçleriyle sürdürüldü ve sorun diplomatik görüşmelerle sona erdi. Milis güçlerinin baskılarından yorulan ve bu arada İngilizlerle arası açılan Fransızlar, Suriye'yle yetinmeyi tercih etti ve 20 Ekim 1921' Ankara Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmayla Türkiye'nin güney sınırı belirlenmiş çekiliyor Büyük Taarruz / Battle of Dumlupinar, Mustafa Sururi Taylan, 1929Batı'daysa Yunan Ordusu 10 Temmuz 1921'de kesin sonuç almak amacıyla Bursa ve Uşak yörelerinden yeniden saldırıya geçti. 25 Temmuz'a kadar aralıksız 15 gün süren çarpışmalar sonucunda Türk ordusu büyük kayıplar vererek Sakarya'nın doğusuna çekildi. Durumun kritikleşmesi üzerine TBMM Mustafa Kemal Paşa'yı olağanüstü yetkilerle donatarak başkumandanlığa getirdi. Bu kararın hemen ardından Kurtuluş Savaşı'nın önemli bir dönüm noktasını oluşturan Sakarya Savaşı kazanıldı. 23 Ağustos 1921'de başlayan çarpışmalar çarpışmalar 5 Eylül'e kadar aralıksız sürdü. Yunan ordusunun Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilişi 13 Eylül'e kadar sürdü. Savaşın kazanılmasıyla, tehlike bertaraf edilirken, 19 Eylül'de TBMM Mustafa Kemal Paşa'ya gazili unvanı ve mareşal rütbesi Savaşı'ndan sonraki bir yıl boyunca Türk ve Yunan orduları mevzilerinde kaldılar. Nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı Türk ordusu Yunan ordusuna karşı büyük bir saldırı başlattı. 30 Ağustos günü Mustafa Kemal Paşa'nın bizzat yönettiği Başkumandanlık Meydan Savaşı sonucunda Batı Anadolu adım adım Yunan işgalinden temizlendi. Türk ordusu 9 Eylül'de İzmir'e girdi ve Anadolu'daki son Yunan askerleri 18 Eylül'de Erdek'ten Ekim 1922'de TBMM hükümeti adına İsmet İnönü'nün başında olduğu Türkiye heyeti Mudanya'da, Fransa, İngiltere ve İtalya temsilcileriyle ateşkes koşullarını görüşmek üzere bir araya geldi. 11 Ekim 1922'de imzalanan ateşkes antlaşmasıyla Kurtuluş Savaşı fiilen sona Savaşı kazanılıp ateşkes sağlandıktan sonra sıra barış antlaşmasının yapılmasına geldi. Lozan'daki barış görüşmeleri başlamadan önce 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı ve Osmanlı Devleti hukuken sona erdi. Çetin görüşmelerin ardından 23 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması Cumhuriyeti'nin kuruluşuAtatürk tüm devrimleri bizzat yerinde inceliyorduCephelerde savaş sürerken TBMM'de birbiri ardına çıkardığı kanunlar ve aldığı kararlarla yeni devletin temellerini atmaktaydı. Rejimle ilgili en önemli adım 20 Ocak 1921'de kabul edilen Anayasa'yla atılmıştı. Bu anayasa, millet egemenliği ve ile yasama organı arasında özdeşlik ilişkisi, yasama ile yürütme arasında vekalet ilişkisi ve yürütme ile bürokrasi arasında bağımlılık ilişkisi kuran demokratik bir içeriğe sahipti. Birinci maddede egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu, yönetim usulünün, halkın doğrudan doğruya ve fiili olarak kendisini yönetmesi esasına dayandığı belirtiliyordu. Yani, adı konmadan cumhuriyet esası benimsenmekteydi. İkinci maddeyle yasama ve yürütme yetkisi meclise veriliyor, üçüncü maddede Türkiye devletinin TBMM tarafından yönetildiği ve adının TBMM Hükümeti olduğu belirtiliyordu. Barış antlaşması imzalandıktan sonra sıra bu rejimin adını Anayasa'ya resmen koymaya geldi. Mustafa Kemal Paşa 22 Eylül 1923'te Wiener Neue Freie Presse muhabirine bir demeç vererek cumhuriyet kelimesini ilk defa kamuoyu önünde açıkça deli getirdi. Demecinde, 1921 Anayasası'nın ilk iki maddesini hatırlattıktan sonra "Bu iki maddeyi bir kelimede hulasa etmek kabildir Cumhuriyet!" diyerek Cumhuriyet'in resmen ilanı sürecini Ekim'de İkinci Ordu Müfettişiliği görevine atanmak isteyen Ali Fuat Paşa'nın Cebesoy TBMM ikinci başkanlığından istifasıyla çıkan siyasi buhran cumhuriyetin ilanı sürecini hızlandırdı. Halk Fırkası Meclis Grubu, Mustafa Kemal Paşa'nın denetimi altındaki parti yönetiminin gösterdiği adayları desteklemedi ve Meclis ikinci başkanlığına Rauf Bey Orbay seçildi. Partinin Meclis grubunun bu tavrı üzerine Vekiller Heyeti 25 Ekim'de Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında vekillerin tümünün istifası ve yeni seçilecek Vekiller Heyeti'nde hiçbirinin görev almaması kararlaştırıldı. 27 Ekim günü vekillerin istifası Meclis'te okunduktan sonra yeni bir Vekiller Heyeti oluşturma çalışmalarına başlandı. Oluşturulan listeler üzerinde görüş birliği sağlanamayınca kriz daha da derinleşti. Nihayet 29 Ekim 1923'te bir anayasa değişikliğiyle Cumhuriyet ilan edildi ve kriz radikal bir biçimde çözüldü. Aynı gün yapılan oylamada Mustafa Kemal Paşa toplantıda hazır bulunan 158 milletvekilinin oylarıyla cumhurbaşkanı Devleti hukuken ne zaman sona erdi?Türkiye Cumhuriyeti hakkında kuruluş günlerini konu alan kısmı öğrendik. Şimdi yazının bu bölümünde Osmanlı Devleti'nin nasıl bu denli zayıfladığını ve Laik Türkiye'nin Türk milletine neleri kazandırdığını anlatacağız. Bunun yanı sıra barış süreciyle ilgili de bir bölümümüz Taarruz ve Mudanya Mütarekesi Kurtuluş Savaşı'nı sona erdirmiş, sıra Türkiye ile İtilaf Devletleri ve Yunanistan arasında kalıcı barış antlaşmasının yapılmasına gelmişti. Mudanya'daki ateşkes görüşmeleri sırasında, İsviçre'nin Lozan kentinde bir konferans düzenlemesi kararlaştırıldı. Konferansta sadece Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar görüşülmeyecek, İtilaf Devletleri ile Türkiye arasında Birinci Dünya Savaşı'nı sona erdirecek hükümler de karara Konferansı'na TBMM Hükümeti'nin yanı sıra İstanbul Hükümeti'nin de çağrılması üzerine, 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırıldı. Osmanlı Devleti hukuken sona erdirildi ve cumhuriyete geçiş sürecinde çok önemli bir adım atılmış Meclis'te görüşülürken, iktidardaki Birinci Grup ile muhalefetteki İkinci Grup saltanatın kaldırılması konusunda adeta birbirleriyle yarışmışlar, sonuçta saltanat oy birliğiyle kaldırılırken, hilafet makamı, siyasi gücü elinden alınmak şartıyla kaldırıldıktan hemen sonra, 4 Kasım 1922'de son Osmanlı Hükümeti'nin başında bulunan Tevfik Paşa istifa etmiş ve İstanbul için de TBMM Hükümeti dönemi başlamıştır. Siyasi gücünün elinden alınmasına rağmen halifelik sıfatını koruyan Vahideddin İngilizlere sığınmış ve 17 Kasım da yurtdışına kaçmıştır. TBMM, ertesi gün, Abdülmecid Efendi'yi yeni halife siyasi yetkiye sahip olmayan Abdülmecid Efendi'nin halifeliği 16 ay kadar sürecek ve 3 Mart 1924'te halifelik makamı da barış nasıl sağlandı?Sultan Vahdettin saraydan ayrılarak İngilizlerin Malaya gemisiyle 4 günlük yolculuk sonunda Malta ülkesine ayak Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması Türkiye'nin uluslararası camiada bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanınmasını sağladı. Konferans 20 Kasım 1922'de açıldı. Türkiye'nin Hariciye Vekili İsmet Paşa'nın başkanlığında bir heyetle katıldığı konferansa Türkiye dışında, İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Sırp-Hırvat Sloven devleti katılırken, Rusya ve Bulgaristan kendilerini ilgilendiren konularla ilgili görüşmelerde temsil edilecekti. ABD'ye ise gözlemci statüsü tanınmıştı. Bazı konularda kısa zamanda anlaşma sağlandıBatı Anadolu kıyılarındaki adalar askerden arındırılacak, Gökçeada ve Bozcaada Türkiye'ye, 12 ada ise İtalya'ya batısındaki Doğu Trakya sınırı Meriç Irmağı yaşayan Rumlar ve Doğu Trakya'da yaşayan Türkler hariç, Türkiye'de yaşayan Rumlar ile Yunanistan'da yaşayan Türkler mübadele ve Çanakkale Boğazlarında kıyıdan başlayarak 15 km'lik bir şerit askerden arındırılacak ve Boğazlar yabancı gemilerin serbest geçişine açık olacaktı, ancak savaş gemileri için sınırlamalar sınırı Türkiye ile Fransa arasında yapılan 1921'deki Ankara Antlaşması'ndaki haliyle karşılık, bazı temel noktalarda derin görüş ayrılıkları ortaya çıktı İngiliz heyeti Musul'un Türkiye'ye bırakılması ile Boğazların boşaltılmasına şiddetle karşı çıkıyordu. Fransız heyeti Osmanlı borçlarının ödenmesini ve Osmanlı döneminde tanınan ayrıcalıkların sürmesini istiyordu. İtalya ise Türkiye'ye kabotaj hakkının tanınmasına karşı 4 Şubat 1923'te kesildi. İki buçuk aylık aradan sonra 23 Nisan 1923'te görüşmelerin ikinci bölümü başladı. Türk heyetinin kararlı tutumu sonucunda, kapitülasyonların yeniden konması girişimi başarısızlığa uğratıldı. Türkiye'ye kabotaj hakkı tanındı. Türkiye'de yaşayan Müslüman olmayan azınlıkların dinsel, kültürel hakları konusunda da anlaşma sağlandı. Türkiye, Yunanistan'dan talep ettiği tazminattan vazgeçerken Kırkağaç bölgesi Türkiye'ye Musul meselesi ile Osmanlı borçlarının ödenmesi sorunlarının çözümümün ileri bir tarihe bırakılması kararlaştırılarak 24 Temmuz 1923'te sona erdi. Aynı gün, Lozan Boğazlar Sözleşmesi de 23 Ağustos 1923 tarihli toplantısında Lozan Antlaşması onaylandı. Musul sorunu 5 Haziran 1925'da çözüme kavuşturulacak, Boğazların Lozan'da belirlenen statüsü 20 Temmuz 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin imzalanmasıyla Cumhuriyeti reform hareketiHalide Edip Hanım Adıvar İzmir'in işgali üzerine Türk Ocağı ve Karakol Cemiyeti'nin düzenlediği mitingde Türk milletini bir araya getirmiştiTürkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla birlikte köklü bir reform hamlesi başlatıldı ve on yıl içinde, Türkiye'nin çehresi tamamen değişti. Bu reform paketi, devleti, eğitimi, hukuku ve toplumsal yapıyı laikleştiren, dini simgeleri kaldırarak yerlerine Batı medeniyetinin simgelerini koyan bir paketti. 1 Kasım 1922'de saltanat kaldırılmış, 29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edilmiş, 3 Mart 1924'te halifelik kurumu ile Şeriye ve Evfak Vekaleti kaldırılmış, 20 Nisan 1924'te yeni anayasa yürürlüğe girmişti. Bu süreç, 11 Nisan 1928'de, Türkiye Cumhuriyeti devletinin dininin İslam olduğu hükmünün Anayasa'dan çıkarılmasıyla ve nihayet 5 Şubat 1937'de laikliğin bir ilke olarak Anayasa'ya girmesiyle tamamlandı. 25 Kasım 1925'te çıkan bir yasayla başta fes olmak üzere her türlü başlık yasaklandı ve memurların şapka giymeleri zorunlu hale Kasım 1925'te tarikatların dinsel tören, toplantı ve eğitim yerleri tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı; türbedarlıklar ve şeyhlik, müritlik, dervişlik gibi unvanlar yasaklandı. 3 Aralık 1934'te de dini giysilerin toplum içinde kullanımı yasaklandı. 21 Haziran 1934'te bütün vatandaşların soyadı kullanmaları zorunlu hale getirildi. 26 Kasım 1934'te bütün geleneksel unvanlarla, savaşta alınanlar dışındaki madalya ve nişanların kullanımı yasaklandı."Geleneksel"in yerini "modern"in alması sürecinde 26 Aralık 1925'te saat ve takvim, 20 Mayıs 1928'de rakamlar değiştirildi. Bunları 1 Kasım 1928'de Arap harflerinin yerine Latin harflerine dayalı yeni alfabenin kabul edilmesi izledi. Bu önemli reforma paralel olarak 1 Ocak 1929'dan itibaren halkın yeni harfleri öğrenmesini sağlamak amacıyla Millet Mektepleri açıldı ve ülke genelinde okuma-yazma seferberliği hukuk yasalarıAtatürk tüm reformların yakın takipçisi olurken, özellikle gençlerin adapte olmasını kolaylaştırmaya çalışacaktı26 Mart 1931'de kabul edilen ölçüler kanunuyla, geleneksel ağırlık ve uzunluk ölçü birimleri olan okka, dirhem, arşın, endaze ve kulacın yerini metre, gram, litre gibi ölçü birimleri aldı. Bu sayede uzunluk, hacim ve ağırlık ölçümlerinde ülkenin çeşitli yerlerinde kullanılmakta olan farklı ölçüm birimleri ulusal birimlerle değiştirilmiş Mayıs 1935'te hafta sonu tatili cuma gününden pazar gününe alındı. En önemli konulardan biri olan eğitim alanındaki laikleşme 3 Mart 1924 tarihli "Tevhid-i Tedrisat Kanunu" ile gerçekleştirildi. Eğitim ve öğretim birliğini sağlamak amacıyla çıkartılan bu yasayla bütün okullar Maarif Vekaleti'ne bağlandı ve bütün medreseler alanında da çok kapsamlı reformlar gerçekleştirildi. 8 Nisan 1924'te eskiden Şeriye ve Evkaf Vekaleti'ne bağlı olan ve din yasalarını uygulayan Şeriye mahkemeleri kaldırıldı ve bu tür davaları görme yetkisi Adliye Velaketi'ne bağlı mahkemelere devredildi. 17 Şubat 1926'da Medeni Kanun, aynı yıl içinde arka arkaya Türk Ceza Kanunu Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu kabul edildi. İsviçre'den alınan Medeni Kanun'la kişiler, aile, miras ve eşya hukuk alanlarında geçerli olan dine dayalı hukuk kuralları, yerini laik ve çağdaş hukuk kurallarına terk İsviçre'den alınan Borçlar Kanunu'yla bu alan da laikleştirildi. Ceza Kanunu İtalya'dan, Ticaret Kanunu ise Almanya ve İtalya'dan alındı. Bu kanunları 1928'de Türk Vatandaşlığı Kanunu, 1929'da Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ve Deniz Ticaret Kanunu izledi. Böylece ilk on yılın sonunda çağdaş ve medeni bir Türkiye Cumhuriyeti yaratmak konusunda çok yol ekonomi politikalarıAtatürk nutkunda, başlangıçta konulmuş olan hedeflerin ne kadarının gerçekleştirebildiğini anlatır ve gelecek için umutlu bir bakış dile getirir. Buraya tıklayarak Spotify servisinden sesli olarak Cumhuriyeti kuruluş yıllarında da dış dünyaya açık serbest ekonomi prensiplerini benimsedi. Bu ekonomik politikaların temeli Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı sıralarda, 17 Şubat – 4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir'de toplanan İktisat Kongresi'nde atıldı. Pratik olmaktan çok sembolik bir önem taşıyan kongrede Türkiye'nin 1930'a kadar sürecek olan iktisadi politikalarının ana hatları Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşa'nın başkanlığında toplanan kongreyi açarken yaptığı konuşmasında, önce, Osmanlı Devleti'nin çöküşünü yabancılara tanınan kapitülasyon tipi hukuki ayrıcalıklara bağladı. Ardından ''Kanunlarımıza riayet şartıyla ecnebi sermayelerine lazım gelen teminatı vermeye hazırız" diyerek, bu tür ayrıcalıklara yeniden izin verilmemesi koşuluyla yabancı sermayeye davetkar bir tutum Vekili Mahmut Esat Bey de konuşması sırasında "Yeni Türkiye muhtelit bir iktisat sistemi takip etmelidir. İktisadi teşebbüs, kısmen devlet ve kısmen teşebbüs-i şahsi tarafından deruhte edilmelidir" diyerek devlet girişimleri ile özel girişimlerin birlikte var olduğu bir karma iktisadi sistemi genel olarak kalkınmacı, yerli ve yabancı sermayeyi ve piyasaya dönük çiftçiyi özendirici, ekonomik hayatın denetiminin "milli" unsurlara geçmesini koaylaştırıcı ve ılımlı bir korumacılığı öngören tezler ön plana çıktı. Liberal ekonomi Büyük Buhran'ın patlak verdiği 1929'a kadar sürdürüldü. Buhranın hemen ardından kısa süre içinde korumacı ve devletçi ekonomiye ölümünden 1 yıl sonra patlak veren II. Dünya Savaşı, böyle Cumhuriyeti'nin kuruluş hikayesi ve laikliğe geçiş yazımız burada son buldu. Benzer içerikler için
Çanakkale’nin en hüzünlü hikayelerinden biridir. Ağır yaralanan Rum asıllı Yüzbaşı Doktor Dimitri, Ali Çavuş’a “Aman Ali Çavuş’um, öldüğümde sakın beni gâvur diye hıristiyan mezarlığına götürmesinler, beni burada kucağımda vefat eden diğer müslüman silah arkadaşlarımın yanına gömün, sana güveniyorum” diye seslenir. 1492’de İspanya’da engizisyondan kaçan yahudilere kapısını açan Osmanlı’dır. Aynı şekilde Hitler Almanya’sından kaçan yahudilere de kucak açan genç Türkiye Cumhuriyeti’dir. Türkiye’de Atatürk’ün başlattığı eğitim seferbirliğinde bir çok yüksek okul ve branşların önünün açılması ve ilerlemesinde onların payı büyüktür. Ayrımcılık bilmezdik. O Türk, bu Kürt, diğeri Rum, beriki Ermeni gibi bir düşünce aklımıza gelmezdi hiç! Ermeni ve Süryani dostlarımız vardı. Paskalya’da ziyaret ederdik onları, onlar da Bayramlarda bize gelirlerdi. Hamur Bayramı ve Şabat’ı yahudi dostlarımızdan öğrendik. Bir yaz günü Atatürk, Florya Köşküne giderken bir arıza nedeniyle otomobili Kumkapı semtinde duruverir. Şöförü aracı tekrar çalıştırmak için uğraşırken, etrafta oynayan çocuklar merakla bu araca ve içindekilere bakmaktadırlar. İçlerinden bir çocuk Atatürk’e biraz daha dikkatli bakar ve hemen selam durur. Atatürk küçük çocuğa sorar, “niçin selam veriyorsun, beni tanır mısın”? “Elbette tanırım ya” der çocuk, “sen hepimizin babası Atatürk değil misin”? Atatürk’ün hoşuna gider, “nereden tanıdın, hiç görmüş müydün beni”? “Hayır” der çocuk, “ama annem yatağımın baş ucuna senin resmini yerleştirmiştir! Benim gibi küçük ve fakir yetimlerin şefkatli manevi babası olduğunu anlatır hep. İşte seni o fotoğraf sayesinde tanıdım”. Gülümser çakmak gözlü, “pekiyi” der, “ama ben seni tanımıyorum, adın ne senin”? “Artin” der çocuk, “benim adım Artin”. Bu yetim çocuğun annesini tanımak için eve giderler. Tertemiz, küçücük o fakir evde kocaman bir resmi vardır Atatürk’ün. Bir resim de çocuğun başucunda. Aynı Artin’in tarif ettiği gibi. Eğitim masraflarını şahsi bütçesinden üstlendiği bir çok çocuktan sadece bir tanesidir Artin. İnsanların inançlarını, dinlerini, dillerini, renklerini değil, sadece insan oluşlarını önemseyen o deha, her zaman halkın içinde olmuş, halkı için yaşamıştır. Bizden biridir. Protokollere, gösterişlere, maddiyata değil, halkına önem veren biridir. İnsana, bilgiye, kültüre, sanata değer veren biridir. Son derece naziktir, her zaman kibardır. Hayvan sever, doğa sever, duyarlıdır, adaletlidir, düşüncelidir. “Paşam” derler, “saat geç oldu konuşamadık, yarın Meclis gündeminde vekillerin maaş konusu var”. “Aman” der, “çocuk, dikkat edin muallim maaşlarından fazla olmasın”! Durmaksızın okur, uzmanları çağırır, tartışır, dinler ve en önemlisi her zaman halkı dinler. Halkın içinde olmaya önem verir. Bir sabah Florya’dan Dolmabahçe Sarayı’na dönerken, istasyon önüne geldiklerinde seslenir, “çocuk dur burada” der şöförüne. Başyavere seslenir, “sorunuz, tren var mı”? Az sonra hareket etmek üzere olan trene apar topar yetişip binerler. Ani verilmiş bir karar olduğundan kimse görüp, anlamadan oturuverirler. Bir süre sonra, her şeyden habersiz olan kondüktör, Ata’nın bulunduğu kompartımana gelip oturanları görünce geri döner. İşte o zaman seslenir Atatürk, “görevinizi yapınız, bu efendilere niçin bilet sormuyorsun”? Oturanlardan biri “Paşam, biz milletvekiliyiz, tren bileti almayız, seyahatlerimiz ücretsizdir” der! Atatürk şaşırmıştır, hayretle, “oh ne ala, böyle ayrıcalık olur mu, çok ayıp ve çok acayip bir usul, ne güzel halkçılıkmış bu” der. Çünkü o halkçıdır. Ona verilebilecek en büyük ceza, halk ile iç içe olmamaktır. Ege Vapuru ile Mersin’den dönerken Fethiye’de mola verirler. Kasabada halk şenlik yaparken, gemilerden de havai fişekler atılmaktadır. Kendisine eşlik eden Zafer Torpidosu’nda bulunan Atatürk, donanmanın şenliklerini seyrederken, kumandanlardan biri, Zafer Torpidosu kumandanına bir torpil atmasını söyler. Torpido Kumandanı “hay hay efendim” der, “yalnız bir torpilin değeri elli bir liradır”. Bunun üzerine Atatürk “vazgeçin torpil atmaktan, bu millet o kadar zengin değildir” dedikten sonra torpido kumandanına döner ve “sizi tebrik ederim” der. Ne halk ne de devlet için çalışanlar ondan korkmazlar çünkü. Onun istediği gibi hep doğruları söylerler. Korku yerine derin bir sevgi ve saygı vardır. Atatürk sadece savaş alanında büyük zaferler kazanan bir şahsiyet olsaydı yalnızca “büyük bir asker” olarak anılırdı. Oysa Atatürk sadece “büyük bir asker” olmanın çok ötesinde bir dehaydı. Savaştan yeni çıkmış yokluk, kan ve göz yaşı içinde bir ülke vardı. Yol, su, elektirik yoktu. Okul, hastane yoktu. Ziraat bitmişti. Üretim, sanayi, altyapı yoktu. Banka yoktu, para yoktu, pamuk, sargı bezi yoktu! Okuma oranı yüzde 3’dü. Okumuş nesilin çoğu şehid olmuş, geriye çoğunluk olarak kadınlar, çocuklar ve yaşlılar kalmıştı. Doktor, hemşire, mühendis, öğretmen yoktu. Bütün bu yokluklar içinde konservatuar açan bir deha sadece “çok iyi bir asker” olmanın çok ötesindeydi. Bu yokluk içindeki ülke de Gayri Safi Milli Hasıla 7 yıl içinde neredeyse tam 500 misli büyümüştür. 1932 yılında genç Cumhuriyet kendi otomotiv ve uçak sanayisini kuran, dünyada kendi kendine yeten 7 ülkeden biri konumuna ulaşmıştır. Her alanda ya devrim, ya da devrim niteliğinde yenilikler vardır. Küçüğünden büyüğüne, kadınından erkeğine herkes bağımsız, onurlu bir gelecek için çalışmaktadır. Ümmet’den millete uzanan yolda en önemli gelişmelerden biri de adalet sisteminde yapılanmadır. Hukuk devrimi sürecinde yeni yasalar çıkarılırken bu çalışmanın başında dönemin Adalet Bakanı, Atatürk’ün en çok güvendiği isimlerden biri olan Mahmut Esat Bozkurt vardır. Kimdir Mahmut Esat Bozkurt? Atatürk’ün yakın çalışma arkadaşlarından ve Türkiye’de hukuki temellerinin atılmasında katkılarda bulunmuş bir devlet adamıdır. Ege çocuğudur. Gençlik yılları II. Abdülhamid yönetimine karşı mücadeleyle geçmiştir. Önce İstanbul Hukuk daha sonra İsviçre’de Lozan ve Freiburg üniversitelerinde öğrenim görmüştür. Doktorasını kapitülasyonlar konusunda tamamlamış, İzmir’in Yunanlar tarafından işgalinden sonra herşeyi bırakarak memleketine koşmuş, Kuva-yi Milliye ve Kurtuluş Savaşı’na katılmıştır. Cumhuriyet’in ilanından sonra Mustafa Kemal’in emriyle hukuk reformunun temellerini atan Profesör Mahmut Esat Bozkurt, “Cumhuriyet Savcısı” kavramının yaratıcısıdır. Bu konu o kadar çok ses getirmiştir ki, eninde sonunda şikayet olarak Atatürk’ün kulağına kadar gitmiştir. Neden Cumhuriyet Savcısı? Cumhuriyet Valisi diye bir kavram yoktur. Ya da Cumhuriyet Büyükelçisi. Cumhuriyet vekili, hükümeti, yargıcı, emniyet müdürü veya içinde “Cumhuriyet” geçen hiç bir makam yokken “Cumhuriyet Savcısı” kavramı da nereden çıkmıştır? Atatürk izahat ister. Neden “Cumhuriyet Savcısı” Bozkurt? “Cumhuriyet’i korumak için, gerekirse herkesden, her makamdan hesap sormak için” der. “Devletin her kademesinde olanlar yanlış yapabilirler. Hukuk dışına çıkabilirler. Onlara millet, devlet ve ikisini de kucaklayan cumhuriyet adına hesap soracak olan savcılardır. Onun içindir ki sadece savcılar için -cumhuriyet savcısı- denilmelidir.” Atatürk gülümser ve “devam et Bozkurt” der. Savcılara “cumhuriyet savcısı” unvanının verilmesi ve bu unvanın içinin de “yetkiyle” doldurulması işte böyle başlamış, Cumhuriyet’in temelleri böyle atılmıştır.
Oluşturulma Tarihi Mart 21, 2022 1646Hikayeler yaşanmış veya yaşanması muhtemel olan durum ve olayların belirli kurallar çerçevesinde anlatılması durumuna denilmektedir. Hikayeler farklı dönemlerde farklı özellikler ile yazılmıştır. Bunlardan birisi de Cumhuriyet Döneminde yazılan hikayelerdir. Peki Cumhuriyet dönemi hikaye yazarları kimlerdir ve özellikleri nelerdir? Cumhuriyet dönemi yazarlarının eserleri hakkında bilinmesi gerekenleri detaylıca Edebiyatında ilk hikaye örnekleri Tanzimat Döneminde yazılmıştır. Teknik olarak ise Serveti Fünun döneminde güçlenmiştir. Cumhuriyet Dönemi hikayelerinin özellikleri ise farklı olmaktadır. Cumhuriyet Dönemi Hikaye Yazarları Kimlerdir? 1923 yılı ile birlikte edebiyatta Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı başlamıştır. Bu dönemde pek çok hikaye yazılmış ve teknik olarak hikayelerde önemli ilerlemeler görülmüştür. Bu dönemde roman yazarları aynı zamanda hikaye türünde pek çok eser de vermiştir. Cumhuriyet Döneminde hikaye türünde farklı pek çok yazar bulunmaktadır. Bunların başında Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Reşat Nuri Güntekin gelmektedir. Ayrıca bu yazarlar ile birlikte Cumhuriyet Dönemi hikaye yazarları şunlardır - Fahrettin Celal Göktulga - Ercüment Ekrem Talu - Kenan Hulusi Koray - Nahit Sırrı Örük - Sadri Ertem - Sabahattin Ali - Bekir Sıtkı Kunt - Sait Faik Abasıyanık Cumhuriyet Dönemi hikaye yazarları sanatın toplum üzerinde etkisi olduğunu savunmuş yazarlardan oluşmaktadır. Gözleme dayalı ve gerçekçi öyküler yazılmıştır. Sait Faik Abasıyanık hikayede giriş, gelişme ve sonuç bölümlerini kaldırmıştır. Birinci Dünya Savaşından sonra Anadolu'nun durumu, İkinci Dünya Savaşından sonra ise toplumdaki ahlak çöküntüsü ağırlık kazanmıştır. Bu nedenle hikayelerde toplumsal konularda çeşitlenmiştir. Cumhuriyet Dönemi Hikaye Özellikleri Nelerdir? Cumhuriyet Dönemi hikaye türleri iki farklı zaman altında incelenmektedir. Bunlar 1923-1940 ve 1940-1960 yılları olmaktadır. Bu dönemin hikaye özellikleri ise şunlardır - Cumhuriyet Döneminde gözleme dayalı gerçekçi hikayelere yer verilmiştir. - Realizm sanat akımı ön plandadır. - Hikayeler bağımsız bir edebi tür halini almıştır. - Olay hikayelerinin yanında durum hikaye örnekleri de bulunmaktadır. - Toplumsal sorunların dile getirildiği bir anlayış ile sanat toplum içindir bakış açısı eserlere yerleşmiştir. - Sade bir dil kullanılmıştır. - Psikoloji ve toplumsal temalı eserler verilmiştir. - Cumhuriyet Döneminde hikayelerdeki konuların çeşitliliği artmıştır. - Daha çok gerçekçi hikayeler anlatılmıştır. - Anadolu'ya ve Anadolu halkının yaşamına ağırlık verilmiştir. - Birinci ve İkinci Dünya Savaşları sonrasında Anadolu halkın durumu ve toplumsal sorunlar üzerinde durulmuştur. - Konular genellikle dini ve milli konular, doğu batı çatışması, milli mücadele, işçi sorunları, ahlaki bozukluklar, kasaba ve köy sorunları gibi olaylardan oluşmaktadır. - Toplumsal konular ile birlikte bireysel konulara da bu dönemde yer verilmiştir. Cumhuriyet Dönemi Yazarların Eserleri Cumhuriyet Döneminde farklı dönemlerde pek çok eser verilmiştir. Bu dönemde yazılmış eserlerden bazıları şunlardır - Reşat Nuri Güntekin Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar, Leyla ile Mecnun ve Olağan İşler - Fahrettin Celal Göktulga Düşmana İpucu Veren Eşşekler, Kore'deki Çocuklarımız, Çanakkale'deki Keloğlan - Ercüment Ekrem Talu Tevarihten Sahura, Kız Ali, Gün Doğmayınca, Meşhedi ile Devrialem - Kenan Hulusi Koray Yedi Meşale Topluluğu, Bir Yudum Su, Bahar Hikayeleri, Son Öpüş, Bir Otelde Yedi Kişi - Nahit Sırrı Örik Kırmızı ve Siyah, Sanatkarlar, Eski Resimler - Sadri Ertem Bacayı İndir Bacayı Kaldır, Korku, Bay Virgül, Bir Şehrin Ruhu - Sabahattin Ali Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk - Bekir Sıtkı Kunt Memleket Hikayeleri, Talkımla Salkım, Yataklı Vagon Yolcusu, Ayrı Dünya - Sait Faik Abasıyanık Semaver, Şahmerdan, Lüzumsuz Adam, Mahalle Kahvesi, Tüneldeki Çocuk, Kumanya, Mahkeme Kapısı
Cumhuriyetin Getirdiği Yenilikler Nelerdir ? CUMHURİYETİN GETİRDİĞİ YENİLİKLER Atatürk Türkiye'yi "Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi yenilikler yapmıştır. Bu yenilikleri beş başlık altında toplayabiliriz 1. Siyasal Yenilikler Saltanatın Kaldırılması 1 Kasım 1922 Cumhuriyetin İlanı 29 Ekim 1923 Halifeliğin Kaldırılması 3 Mart 1924 2. Toplumsal Yenilikler Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi 1926-1934 Şapka ve kıyafet yeniliği 25 Kasım 1925 Tekke zâviye ve türbelerin kapatılması 30 Kasım 1925 Soyadı kanunu 21 Haziran 1934 Lâkap ve unvanların kaldırılması 26 Kasım 1934 Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin kabulü 1925-1931 3. Hukuk Yeniliği Mecellenin kaldırılması 1924-1937 Türk Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi 1924-1937 4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Yenilikler Öğretimin birleştirilmesi 3 Mart 1924 Yeni Türk harflerinin kabulü 1 Kasım 1928 Türk Dil ve Tarih Kurumlarının kurulması 1931-1932 Üniversite öğreniminin düzenlenmesi 31 Mayıs 1933 Güzel sanatlarda yenilikler 5. Ekonomi Alanında Yenilikler Aşârın kaldırılması Çiftçinin özendirilmesi Örnek çiftliklerin kurulması Sanayiyi Teşvik Kanunu"nun çıkarılarak sanayi kuruluşlarının kurulması I. ve II. Kalkınma Planları"nın 1933-1937 uygulamaya konulması, yurdun yeni yollarla donatılması Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım 1934"de TBMM"nce Mustafa Kemal"e "Atatürk" soyadı verildi Atatürk Cumhuriyetin Getirdiği Yenilikler Siyasal Yenilikler Toplumsal Yenilikler Ekonomi Alanında Yenilikler Türk Medeni Kanunu Yeni Eklenen Belirli Gün ve Hafta Yazıları Hayvanların Hayatımızdaki YeriEtik Günü Ve Etik Haftası Programıİslam Dini ve EtikUygulamalı EtikEtik Günüyle İlgili ŞiirlerEtikle İlgili Bazı Hikayeler Belirli Gün ve Haftalar İçin Bilgi Ekleyin Belir Gün ve Haftalar Ana Sayfa Cumhuriyetin Getirdiği Yenilikler Nelerdir ? Hakkında Yorum Yazın... melisa çok iyi 2021-10-27 MUSTAFA KEMAL ATATÜRK. Sizin adınıza teşekkür ederim 2021-04-29 Eylül Doğan Benimde araştırma ödevime yardımcı oldu bu site 2021-04-29 kadir efe çok iyi 2021-04-15 Kadir efe çok güzel bir site ödevimde çok iyi aldım 2021-04-14 çağluşka teşekkürler 2021-03-29 Gizli kullanıcı Çok teşekkürler benimde ödevime çok yardımcı oldu 2020-10-28 İdil Zengin Çok teşekkürler, hazırlamam gereken afişte bana çok yardımcı oldu. 2020-10-26 Ömer Umar Çok teşekkürler dersine çok Yardımcı oldu 2020-04-15 Azra Biraz daha yazabilirsiniz... 2020-03-25 Ben TŞK 2020-03-23 emir atatürk bizi kurtardı 2020-01-28 Luna vailente Ödev de çok yardımcı oldu 2019-10-31 sarp tesekkürler 2019-10-30 Melisa Sağolun çok iyisiniz 2019-10-29 Zehra su Çok güzel 2019-10-29 furkan kara cooooook guzel bir site sağol 2019-10-28 Duru Derslerde çok başarılı süper bir site 2019-10-28 EFE T. TEŞEKKÜRLER ederim 3. SAYENYENİZDE GELDİM 2019-10-28 Ela saraç Sağolun 2019-10-28 ömer salih teşekkürler 2019-10-27 Ecem Çok teşekkür ederim 2019-10-27 furkan hayatımda gördüğüm en güzel site 2019-10-25 ata sizi seviyorum 2019-10-24 ata atatürk çok büyük 2019-10-24 efnan durmaz çok bilgilendirdiniz teşekkür ederim 2019-10-23 Bade çağatay Harika 4. Sınıfı sayenizde geçtim 2018-06-22 Berfin TÜZÜN Güzel işime yardı sağolun 2018-02-01 utku yalcınoz cok tesekkur ederrim 100 aldım sagol allah yolunu acık etsin 2017-11-19 Fatmanur tesekur ederim 2017-11-19 Utku Araştırma ödevime çok yardımcı oldu. 2017-11-19 Ufuk ay iyi bu site var. Olmasaydı hiç bir tenefüse çıkamazdım... Yoksa kitap da kitap da kitap... 2017-10-31 Ecrin Nisa YANIK Ödevimi yaptıysa ne kadar çok yeniliği var .Haksız mıyım. 2017-10-31 Ecrin Nİ Çok güzel ödevime yardımcı oldu .Yani harika. Haklı değil mi. Haklıyım çok güzel 2017-10-31 Ecrin Nisa YANIK çok güzel ödevime yardımcı oldu . 2017-10-31Yazılan 35 yorum görüntüleniyor Cumhuriyetin Getirdiği Yenilikler Nelerdir ?
Atatürk ve silah arkadaşlarının önderliğinde kurulmuş olan Cumhuriyetimizin 95. yılını kutlamaya hazırlanıyoruz. Bu özel ve güzel gün, bu yıl da en görkemli etkinliklerle ve törenlerle kutlanacak. Peki bu önemli günün anlamı, önemi ve hikayesi nedir? İşte 96. yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş hikayesi. Mutlak Monarşiden Ulusal İradeye Osmanlı Devleti 1876 yılına kadar halk üzerinde mutlak bir egemenlik sürdürmüş, devlet mutlak monarşi ile yönetilmiştir. Tanzimat dönemiyle cumhuriyet düşüncesinden yer yer söz edilmiştir. Fakat Osmanlı aydınları meşrutiyetin kurulmasını yeterli görmüşlerdir. Osmanlı Devleti bu doğrultuda 1876-1878 ve 1908-1918 yılları arasında meşruti monarşi ile yönetilmiştir. I. Dünya Savaşı ile Osmanlı Devleti yıkılmıştır. Bu süreçten sonra Mustafa Kemal Paşa önderliğinde ulusal mücadele verilmiş, bu yıllardan itibaren halk iradesinin egemen olacağı ilan edilmiştir. Bunun en güzel örneği 23 Temmuz 1919’da düzenlenen Erzurum Kongresi’nde yayımlanan bildirinin 3. maddesinde yer alan “Ulusal Kuvvetleri etken ve ulusal iradeyi egemen kılmak esastır” kararıdır. İstanbul işgal edilip Mebusan Meclisi’nin dağıtılmasından dolayı “Büyük Millet Meclisi” adıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da toplanan meclis, ulusal iradeyi somut kılmıştır. İlk Anayasa ve İlk Kez Cumhuriyetin Duyuluşu Meclis, Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nu 20 Ocak 1921’de kabul etmiştir. Bu kanun aynı zamanda anayasa niteliğinde bir kanundur. Bu yasa ile egemenliğin Türk ulusuna ait olduğu ilan edilmiştir. Bu süreçte saltanat hükümeti kendini Türk ulusunun temsilcisi saymaya devam etmiştir. Asıl meclis bu duruma bir tepki olarak 1 Kasım 1922’de saltanatı kaldırmıştır. Birinci meclis seçimin yenilenmesine karar vermiş ve 1 Nisan 1923’te meclis dağılmıştır. Mustafa Kemal yeni bir meclis toplanıncaya kadar devletin yönetim şeklini ve başkentini ilan edebileceği bir anayasa tasarısı hazırlamaya başlamıştır. Bu süreçte çevresindekilerle Cumhuriyetin İlanı ile ilgili görüşmeler yapmış, 22 Eylül 1923’te Wieber Neue Freie Presse ile yaptığı röportajda ilk defa cumhuriyet’ kelimesini geçirmiş ve dünyada büyük yankı uyandırmıştır. Ekim 1923’te İsmet Paşa ve bir grup mebus Ankara’nın hükümet merkezi olması için bir kanun teklifi vermiş ve 13 Ekim 1923’te tek maddelik yasa ile kabul edilmiştir. Cumhuriyet’in hukuksal olarak ilanı ise İkinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 29 Ekim 1923’te gerçekleşen oturumunda Mustafa Kemal Atatürk’ün hazırladığı anayasa değişikliği teklifinin kabul edilmesiyle gerçekleşmiştir. Bu teklif ile Türkiye Devleti’nin yönetim şekli cumhuriyet olarak belirlenmiştir. Cumhuriyetin ilanı Türk toplumunu çağdaşlaştırmayı amaçlamıştır. Bu ilan Türk Devrimi’nin önemli bir parçasıdır. Cumhuriyetin ilanı ile yenileşme ve reformlar hızlı bir şekilde gerçekleşmeye başlamıştır. Aynı zamanda 1921 Teşkilât-ı Esasîye Kanunu’nun altı maddesinde ve “29 Ekim 1339 1923 tarih ve 364 sayılı Teşkilât-ı Esasîye Kanununun Bazı Mevaddının Tavzihan Tadiline Dair Kanun”da değişiklikler yapılmıştır. Birinci maddede “Hâkimiyet, bilâkaydü şart Milletindir. İdare usûlü halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. Türkiye Devletinin şekl-i Hükûmeti, Cumhuriyettir” ifadeleri yer almıştır. Diğer maddelerde yapılan değişiklikler ile hükümet sisteminden vazgeçilmiş; parlamenter sisteme geçilmiş, Cumhurbaşkanının Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kendi üyeleri tarafından seçileceği öngörülmüş ve cumhurbaşkanlığı makamı oluşturulmuştur.
cumhuriyetin ilanı ile ilgili hikayeler